in YUSUF KARUÇ

Yok bu şehr içre senin vasfettiğin dilber Nedim
Bir peri suret görünmüş bir hayal olmuş sana”

Karşıda yıldız tozu gibi parıldayan şehrin ışıkları bir göz kırpması sanki uzak büyülü bir çağrı, karanlık denizin üzerinde dalgalı bir ay ışığı. Yol isteyen şileplerin uğultusu karışıyor balıkçı motorlarının seslerine bir martının suya değiyor kanatları. Bir şey var bu rüzgarda bir ses bana bu şehrin bütün zamanlarını ve zamanın durduğu bütün o anlarını fısıldayan bir masal anlatıcısı …

– “Onu gören herkes daha o ilk anda ona aşık oldu” diyor
– “Ve o aşkla yaraladılar onu” diyorum
– ” Bir şehri sevmek bir insanın kalbine sığamayacak kadar büyük bir aşktır” diyor …
– “Zamanın kalbinede sığmadı ” diyorum…

Megaralılar, Delphoi kahinlerine gidecekleri yeri sorduklarında; uzaklara dediler kahinler, daha uzaklara körler ülkesinin khalkadion’un ( kadıköy) karşısına…

– “Ve geldiler”, diyorum. “Uzun ve uzak yollardan sonra buraya Akra’ya ( Sarayburnu )”

Laciverdi bir akşam, ay ışığı gölgeleri büyütüyor, kayalıkların üzerinden denize doğru yürüyorum. Bir martı çığlığı, martılar denizlerin sokak çocularıdır diyordu şair. Yanıp sönen deniz fenerinin ışıkları. Çocukluğumda sevdiğim kıza yazdığım o ilk mektubu bana geri gönderdiğinde o mektubu burada bu kayalıkların üzerinde yakmıştım. Ellerim yanmıştı. Suya dokunuyorum. Artık yaşlandım. Bir çocuğun sevgisini taşıyacak yürek yok bende…

– “Kimse sevmeyi beceremedi” diyorum ve o aşkla yaraladılar onu ”
– “Geldiler” diyor; Persler, Atinalılar, Spartalılar, Makedonyalılar, Galata’lılar ve niceleri … kuşattılar, işgal ettiler, teslim aldılar yıktılar ve her defasında başka adlarla yeniden yaptılar …

Ama kimsenin kalbine sığmadı diyorum,
Kimsenin kalbine sığmadı bir şehri sevmek …

YUSUF KARUÇ

yusufkaruc@istanbullu.tv

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*