HALİÇ’TE DENİZ ATI

in İSTANBULLU

Günümüzden 7000 yıl kadar önce, Alibey Deresi ve Kağıthane Deresi’nin birleştiği bölgelerin İstanbul Boğazı’ndan gelen deniz sularıyla birleşmesi sonucunda bugünkü haliç yani Altın Boynuz oluştu. Boğaziçi’nin tabii bir uzantısı olan bu sakin deniz parçası, çevresinde yaşayan insanlara güvenilir bir liman sağlamakta ve etrafındaki verimli topraklardan gelen ürünler kadar, balıkçılık imkanlarından ve bu emniyetli limanın desteklediği deniz ticaretinden de çevresinde yaşayan insanlara çok geniş olanaklar sunmaktaydı. Dünyanın en güvenli tabii limanlarından biri olan Haliç, tarih boyunca bolluğun ve bereketin simgesi oldu. İlk çağda yapı itibariyle altın boynuza benzetildiği için Altın Boynuz adını alan Haliç, Osmanlı döneminde kıyılarındaki yemyeşil düzlükler ile dünyanın en verimli toprakları, her türlü balığın bulunduğu suları ve en nadide deniz ürünleriyle bereketiyle ün yapmıştı. Bu dönemde, dünyanın dört bir yanından ticari gemiler Haliç’in masmavi sularına girerler ve bambaşka bir görüntü oluştururlardı. Bu gemilerin her türlü liman hizmeti ve tamir işleri Haliç Tersanelerinde yapılır, Çin’den,Mağrip ve Meşrik’ten gelen insanlar Haliç kıyılarında buluşurlardı. Özellikle Lale Devrinde Kağıthane eğlenceleri dillere destan olmuştu

Golden Horn” yani “Altın Boynuz”…Boğaz’ın güneyinden batısına doğru uzanan Haliç, boynuza benzer yapısından dolayı bu şekilde adlandırılır. Şimdilerde İstanbul’un en gözde mekânları arasında. Şehrin sakinleri evini Haliç kenarına taşımak isterken, çevresinde bir bir popüler mekânlar konuşlanmaya başladı. Fakat Haliç, tarihi boyunca bugünkü kadar güzel değildi maalesef. Çok değil bundan 20 yıl öncesine dönüp baktığınızda, kokudan kıyısına yaklaşamadığınız Haliç bir zamanlar, kimsenin yakınında oturmak istemediği bir muhitti.

Kötü kokusu çevre ilçelere yayılıyordu

Aslında Haliç için kötü günler, sanayi devriminin etkilerinin Osmanlı topraklarına girmesi ile başlar. Körfez civarına inşa edilen fabrikaların atıkları, bu yıllardan itibaren Haliç suyunu kirletir. Sanayi atıklarına, 1950’li yıllarda yaşanan yoğun göç dalgasının olumsuz etkileri de eklenir. Plansız yapılaşma ve konutlardan suya boşalan evsel atıklarla birlikte Haliç’ten belirgin bir şekilde kokular yükselir. O kadar ki yaydığı kötü koku çevre ilçeleri dahi rahatsız eder. Artık Lale Devri’nde şiirlere konu olan, çevresinde eğlencelerin düzenlendiği güzelim “Altın Boynuz” yerini insanların yakınından geçmek istemediği bir su birikintisine bırakır.Bir zamanlar seyretmeye doyum olmayan Haliç, İstanbulluların hatırlamak istemedikleri, bilakis ‘kurutulsun’ diye direttikleri çözümsüz bir soruna dönüşür.

Bilim insanları “Kurutup park yapalım” dedi

Sandalların çamur birikintileri sebebiyle yol alamadığı, deniz canlılarının yok olduğu Haliç’in bu kötü hali, dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ile değişmeye başlar. Bilim insanlarının“Burası kurtarılamaz, üzerini doldurup park yapalım” dediği Haliç için ilk adım 1980’lerde atılsa da, dönüm noktası 1996 yılı olur. Temizlik çalışmaları ile önce pis kokudan arındırılan Haliç daha sonra çamurda temizlenir. Hummalı ve titiz adımlar sonrası körfez, adeta eski Haliç gibi selamlar İstanbulluları. Bugün gelinen noktada ise Lale Devri’nin sembollerinden Kancabaş kayıkları geçtiğimiz yıl İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın talimatıyla yeniden Haliç’in sularında süzülmeye başlar.

Bugün eski  canlılığına kavuşan Haliç’te bir çok balık türü yaşadığı gibi yakın zamanda yunus balıklarınada rastlanması ve  endemik bir tür olan ve dünyada nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya kalan Deniz Atlarıda Haliç’te görülmeye başlandı.

Bütün İstanbulluların el ele vererek, Haliç’teki bu güzel gelişmelere sahip çıkmalarını gerekiyor …

 

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*