İKİNCİ YENİ ŞİİRİ

in EDEBİYAT

İKİNCİ YENİ ŞİİRİ POSTMODERN BİR HAREKET Mİ?

Tanzimat’tan bu yana Türk şiiri, Batı edebiyatının tesiri ile birçok değişim yaşar. Türk şairleri, köklü bir geçmişi olan divan şiiri geleneğinden koparken daha çok Batılı şairleri takip ederler. Şiir estetiklerini şekillendirirken de Avrupa’da gelişen sanat ve edebiyat akımlarını merkez alırlar. Abdülhak Hamit Tarhan, Cenap Şahabettin, Tevfik Fikret, Ahmet Haşim, Nazım Hikmet ve Garip hareketi Türk şiirinin modernizmi tecrübe etmesinde şüphesiz büyük rol oynar. Özellikle Nazım Hikmet’in geleneği reddederek klasik şiir formunu bozması, Ahmet Haşim’in yansıtıcı poetik görüşten vazgeçmesi, Garip şairlerin yerleşik şiir estetiği algısını altüst etmesi birer modernist kalkışma olarak değerlendirir. İkinci Yeni şiirine gelene kadar Türk şiiri modernizm hakkında birçok deneyim geçirmiş, yerleşik şiir algısının değiştirilebileceği üzerine bazı tartışmalara tanıklık etmiştir. Bütün bu gelişmelere rağmen Türk şiirinde asıl modernist kalkışmanın İkinci Yeni şairleri tarafından gerçekleştirildiği düşüncesi bazı araştırmacılar tarafından dillendirilmektedir.

1950’lerde, önceleri birbirinde habersiz bir şekilde ve genellikle Garip şiirine bir tepki olarak yazan Ece Ayhan, İlhan Berk, Turgut Uyar, Sezai Karakoç, Cemal Süreya, Edip Cansever gibi isimler daha sonra Pazar Postası etrafında toplanırlar. Bir manifestoları olmayan bu şairler devrin sosyal ve kültürel atmosferinin bir sonucu olarak aynı paydada buluşurlar. Muzaffer Erdost’un 19 Ağustos 1956’da Son Havadis gazetesinde kaleme aldığı İkinci Yeni başlıklı yazısı bu şairlerin bir hareketi temsil ettiği belirtir. Erdost’un İkinci Yeni nitelemesi daha sonra benzer şekilde şiir yazan bu şair grubunun adı olarak kabul görür.

İlk ortaya çıktıkları tarihten günümüze kadar İkinci Yeni şairleri hakkında birçok tartışma yaşanmıştır. Kimi çevreler tarafından beğenilen İkinci Yeni şiiri, kimi çevrelerin ise hücumuna uğramıştır. Hakkında birçok tartışmanın olduğu bu şiir hareketi üzerinde bazı noktalarda görüş birliğinin olduğu görülür. Özellikle İkinci Yeni’nin modern Türk şiiri içerisinde modernizm açısından önemli bir dönemeç olduğu düşüncesi birçok kişi tarafından dillendirilir. Hasan Bülent Kahraman’a göre İkinci Yeni şiiri dilden bir kopuş, dilin kendi uç sınırlarına doğru bir açılış olduğu için modernizm ve onun çerçevelediği bağlamda ele alınması gerekir (2004: 128). Yalçın Armağan ise Türkiye’de modernist şiirin İkinci Yeni şiiri ile başladığı kanaatindedir. Ona göre modernist edebiyat belli aşamalardan geçilerek ulaşılacak bir süreç değildir, belli bir algılama ve tecrübe etrafında şekillenen bir tarzdır. Modernist bir hareket olarak İkinci Yeni’nin 1930’lar yerine 1950’lerde ortaya çıkması Türkiye’nin yaşadığı krizlerle açıklanabilir (2014: 124). Gerçekten 1950’li yıllarda yaşanan siyasi ve sosyal gelişmeler, İkinci Yeni şiirinin serpilmesine olanak tanımıştır. Ertan Örgen de Türk şiirinde gerçek anlamda modernizmin İkinci Yeni ile birlikte başladığından söz eder. Ona göre bir mısrada varoluşçu, diğerinde psikanalizme boğulmuş veya uyumsuz, bir başka mısrada iktidarla karşıt kimlikler içerisinde görünen şair modernisttir (2010: 387). Nitelikleri betimlenen şaire en uygun kişilerin Türk edebiyatında İkinci Yeni temsilcilerinin olduğunu söylemek yanlış olmaz. Laleli’den dünyaya doğru giden bir tramvay’a binen İkinci Yeni şairlerinin modernist olarak kabul edilmelerinde birçok etmenin varlığından söz etmek mümkündür. Bu etmenlere geçmeden modernist şiirden söz etmek gerekir.

Modern ve modernist ifadeleri çoğu zaman birbirinin eş anlamlısı olarak kullanılmasına karşın aralarında ciddi anlamda ayrılıklar mevuttur. İki kavramın ne anlama geldiği ve kapsamlarının neler olduğu ayrıntılı bilgi gerektireceğinden burada sadece modernist özelliklerinden söz edeceğiz. ‚Modern şimdiye ait olan, çağa uygun hareket eden, aklın egemenliğini esas alarak her türlü dogmaya direnmeye çalışan kişiyi betimleyen bir sözcüktür. Modern edebiyat ve şiir de modernin özelliklerine göre belirlenmiştir. Buna karşın modernizm, XIX. yüzyılda aydınlanmacı dünya görüşü çerçevesinde ortaya çıkan sanat ve edebiyata yönelik bir tepki olarak ortaya çıkan sanat akımları kümesinin genel adıdır. Bu kümenin içinde sembolizm, ekspresyonizm, kübizm, fütürizm, konstrüktivizm, empresyonizm, dadaizm, sürrealizm, egzistansiyalizm gibi akımlar yer alır‛ (Bingöl, 2016: 361). Söz konusu kümedeki akımların temel özelliklerinin avangartlık olduğunu belirtmek gerekir. Ayrıca dadaizmden egzis tansiyalizme kadar bütün modernist akımların ortak özelliği aydınlanmacı akla karşı bir tutum sergileme ve yerleşik estetik algıları yıkmak olduğu ifade edilmelidir. Modernizm kümesine giren akımların temel niteliklerinden hareket ederek modernist şiirin avangart, kentli, devrimci, özerklik talep eden, saldırgan, deneysellik taraftarı olduğu söylenebilir. İkinci Yeni şiiri birçok açıdan modernist şiirin niteliklerine uyar. Hatta bütün Türk edebiyatında modernizme en fazla uyan edebî hareketin İkinci Yeni şiir hareketi olduğunu söy lemek yanlış olmaz.

Asım Bezirci İkinci Yeni şiirinin özelliklerini şöyle sıralar: ‚gelenekten kopukluk, biçimcilik (formalizm), dilde değiştirimlere gitmek, anlatımda karıştırımlara başvurmak, özgür çağrışım, soyutlama, anlamsızlık, imgeyi içeriğin üstüne çıkarmak, akıl dışına yönelmek, kapalı olmak, okurdan uzaklaşma, halka sırt çevirme, çevreden ayrılma ve kaçış‛ (Bezirci, 2005: 19-43). Bu özelliklerin bir kısmını dadaizmde, bir kısmını egzistansiyalizmde, bir kısmını kübizmde görmek mümkünüdür. İkinci Yeni şiiri yenilikçi ve deneyci olması açsından avangart akımlarla benzerlik gösterir. İkinci Yeni şairlerinin bir bildirileri olmamasına rağmen Garip şiiri anlayışını yıkmaya çalışmaları ve yerleşik şiir algısına muhalefet etmeleri modernist akımların devrimci niteliğini hatırlatır. Yine halktan uzak- laşmaları, şiiri kendi varoluşlarının ortaya çıktığı bir düzlem olarak görmeleri modernist bir kalkışma olarak değerlendirilir.

İkinci Yeni şiirinin en büyük yeniliği şüphesiz dil konusunda olmuştur. Garip hareketinin şiirden kovduğu imgeyi şiirin merkezine yerleştiren İkinci Yeniciler, İlhan Berk’in de söylediği üzere şiirin hiçbir şey anlatmadığını varsayarlar. Buna göre şiirde artık dilin yansıtma diye bir işlevi söz konusu değildir. Konuşma dilini bozması, dil sapmalarına, alışılmamış bağdaştırmalara başvurması, dilde olmayan kelimeleri türetmesi açısından İkinci Yeni şiirinin dili, başlı başına estetik özerkleşmeye yönelik atılmış bir adımdır. Alâattin Karaca, İkinci Yeni şiir hareketinin en büyük yeniliği dil alanında ger- çekleştirdiğini söyler. Ona göre İkinci Yeni’nin Türk şiirinin modernleşmesi noktasından en önemli kırılma olarak kabul edilme sinde şiir dilinin mantığını yıkması ve önceki şiirle hesaplaşmaya girmesi etkili olmuştur (2013: 199). Şiir dili üzerinde daha önceki şairler de birtakım denemelere girişmesine rağmen genellikle şiir estetiğine bir şekilde bağlı kalmışlardı. Oysa İkinci Yeni şairleri, şiir dilinin mantığını bozarak apayrı bir denemeye girişirler. Sürrealistlerin etkisiyle başvurdukları otomat yazım tekniği de şiir metnin anlamsal bir bütünlükten kopmasına neden olur. Öte yandan atonal müziğin tesiriyle şiirin ses ritmini de bozarak bütünüyle yıkıcı bir tutum sergilerler.

Türk şiirindeki etkileri henüz dinmeyen İkinci Yeni şiiri son zamanlarda bazı kesimler tarafından postmodernizm çerçevesinde yorumlanmaktadır. Postmodernizme atfedilen birçok özelliğin İkinci Yeni şiirinde bulgulanması bu türden çalışmaların giderek artmasını sağlayacağı ön görülebilir. Modernist bir hareket olduğu nerdeyse tartışma götürmeyen İkinci Yeni’nin postmodern bir hüviyete sahip olup olmadığı üzerinde düşünmek gerekir. Bu yüzden ilk önce postmo dern sanat estetiği ile İkinci Yeni’nin niteliklerini karşılaştıracağız.

Postmodernizm ve İkinci Yeni

Türk edebiyatı 1980’lerin ortalarından itibaren postmodernizmin tesiri altındadır. Bu tesir daha çok roman ve öyküde hissedilir. Postmodernizm ile özdeşleşen aralarında Orhan Pamuk, Elif Şafak, İhsan Oktay Anar, Hasan Ali Toptaş’ın da olduğu onlarca roman ve öykü yazarı bulunmaktır. Bu yazarların, eserleri hakkında yapılan onlarca incelemeye rağmen modernist mi yoksa postmodernist mi oldukları netleştirilememiştir. Yıldız Ecevit Türk edebiyatında gerçek anlamda ilk modernist romanın Oğuz Atay’ın 1971’de yayımlanan Tutunamayanlar romanı olduğunu söy- ledikten sonra Adalet Ağaoğlu, Leyla Erbil, Yusuf Atılgan, Ferit Edgü, Bilge karası, Vüsat Bener, Latife Tekin, Güney Dal ve Orhan Pamuk’un modernist/postmodernist edebiyatın Türk romanındaki kilometre taşları olduğunu belirtir (Ecevit, 2008: 28). Türk romanında postmodernizm konusunda önemli eserler kaleme alan Yıldız Ecevit bile postmodernist ve modernist romancıları net bir şekilde birbirinden ayırmaktan çekinir.

Hayriye Ünal, Oğuz Atay’ın 1970’lerde yazdığı romanlarıyla ilk moder- nistlerden biri olarak kabul edilmesine karşın oyun olgusunu sunuş şekli, üstkurmacaya başvurması, çok katmanlı bir dil kullanması ve eserlerini epizotik bir yapıya göre kurgulamasından ötürü postmodernist bir romancı olarak değerlendirildiğinden söz eder. Ünal’a göre Türk edebiyatında kuramsal altyapı boşluğundan kaynaklı sebeplerden dolayı modernizm ve postmodernizm iç içe geçmiştir (2011: 230). Türk edebiyatının modernizmi geç bir tarihte ve kendi doğasına göre deneyimlemesi, modernizmi yeterince özümsemeden postmodern ile buluşması yazarların modernizmi ve postmodernizmi bir arada yaşamalarına neden olmuştur, denilebilir. Bu yüzden postmodernist denilen bir yazarın aynı zamanda modernist özellikte eserler kaleme aldığını görmek mümkündür.

Türk edebiyatında modernizm tartışmaları şiir ve roman türleri üzerinde cereyan etmesine karşın postmodernizm tartışmalarının son zamanlara kadar neredeyse tamamen roman üzerinde cereyan ettiğine dikkat edilir. Batı’da, Türk edebiyatının aksine postmodernizm olgusu romanda olduğu kadar şiirde de tartışılır. Amerika’da postmodern şiir antolojilerinin uzun yıllardan beri hazırlandığı bilinmektedir. Yine postmodernizm denilen fenomenin ilk defa şiirde tartışıldığı görülmektedir. Türkiye’de eleştirmenlerin ve akademisyenlerin şiirde postmodernizm konusuna ilgi duymamasının bazı nedenleri vardır. Her şeyden önce postmodernizm ile özdeşleşen üstkurmaca, oyun, çok seslilik, metinlerarasılık gibi nitelikleri kurmaca metinlerde bulgulamak ve yorumlamak daha kolaydır. Oysa şiirde söz konusu postmodernist unsurları tespit etmek ve onları modernist unsurlardan ayırmak güçtür. Postmodern şiir hakkında yeteri kadar kuramsal bilginin olmaması da araştırmacıları bu konuya yönelmekten alıkoymuştur. Buna rağmen son yıllarda şiirde postmodernizm konusuna değinen makalelerin sayısı artmaktadır. Söz konusu makalelerin ortak yanlarından biri İkinci Yeni şiirini postmodernizm ile ilişki- lendirme gayretidir. İkinci Yeni şiirini postmodernizm etrafında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini, postmodernizm ve İkinci Yeni şiirinin niteliklerini yan yana koyarak anlamak mümkündür. Ihab Hassan, postmodernizmi modernizmden ayırırken postmodernizmin şu özelliklerini sıralar: ‚Patafizik/Dadaizm, Antiform, Oyun, Şans, Anarşi, Antianlatı, Tükeniş, Metinlerarası lık/Metinsellik, Dağılma, Değiştirim, Belirsizlik, Gösteren, Yanlış Okuma, İroni<‛(1982: 267-268). Hassan’ın belirlediği özellikler ile İkinci Yeni şiiri arasında birçok ortak nokta bulunur. Mesela İkinci Yeni şairleri egzistansiyalizm, sürrealizm ve simgecilik ile beraber dadaizmden beslenmişlerdir. Alışılmamış bağdaştırmalara ve dil sapmalarına başvurarak dilin mantığını bozmuş ve şiirin anlamca belirsiz bir yapı olarak gözükmesine yol açmışlardır. Yine divan edebiyatı, resim, müzik, mitoloji gibi alanlardan aldıkları malzemeleri eserlerinde kullanarak metinlerarasılığı olumlu karşılamışlardır. İkinci Yeni’nin sözü edilen nitelikleri postmodern söylemle paralellik gösterir.

Postmodern sanat estetiğini belirleyen temel özelliklerin başında yerleşik sanat algısından kopuş gelir. Kimi modernist akımlar söz konusu kopuşu gerçekleştirmelerine karşın asıl radikal dönüşümler postmodernizm ile gerçekleşir. Türk edebiyatında şiir estetiğini bütünüyle değiştirenler İkinci Yeni şairleri olarak kabul görür. Bu konuda Alâattin Karaca’nın şu tespiti konunun anlaşılması açısından önemlidir:

İkinci Yeni şiiriyle beraber Türk şiirinin poetik ve pratik anlamda büyük bir değişim yaşadığı kesin. İkinci Yeni her şeyden önce, alışılmış, egemen poetikadan ve felsefeden kopuştur. Şöyle ki, Türk şiiri Tanzimat’tan sonra Ahmet Haşim’e değin genelde ‘yansıtmacı poetika’nın izindedir; kısacası doğa veya toplum gerçeğine bağlıdır. Ahmet Haşim, bir ölçüde bu doğal ve toplumsal gerçeği yansıtma amaçlı poetikadan kopar; deyim yerindeyse doğa onda yalnızca gözle algılanan bir görüntü değildir; araya bir ‘iç göz’ girmiştir ve bu iç göz, doğayı deforme ederek imgesel bir gerçek yaratır. Ancak asıl ve köklü kopuş, kuşkusuz 1950’li yıllarda İkinci Yeni ile olmuştur. İkinci Yeni şairleri, her şeyden önce Türk şiirine Tanzimat’tan sonra egemen olan bu ‘yansıtmacı’ poetikayı kökten sarsarlar. Amaçları, beş duyuya bağlı bir gerçekliği yansıtmak değildir (Karaca, 2010: 282).

İkinci Yeni’nin şiir estetiğinde, bir şeyi anlatmak veya bir şeylere göndermede bulunmak önemli değildir; kelimelerin gösterdikleri değil, bizzat bir gösteren olarak kendileri öne çıkar. Hassan’ın da postmodernizmin nitelikleri arasına koyduğu gösterenin önemsenmesi konusu İkinci Yeni şiiri ile postmodernizm arasında bir bağlantı kurmaya yardımcı olabilir. İkinci Yeni şairleri, en büyük yeniliği dil üzerinde yaparlar. Dilin geleneksel mimesis anlayışına aykırı olarak dilin kendisine vurgu yaparlar. Kahraman, İkinci Yeni şairleriyle birlikte dilin doğanın içindeki görünümünün yerini doğanın dil içerisindeki görünümüne bıraktığını söyler (2004: 121). Bu dil anlayışı, düşüncenin, dilden bağımsız ve dil kullanımından önce var olmadığı anlamına gelir. Dil, canlı bir sistem olarak şairin niyetinin dışında anlamları doğurabilir.

Postmodernizm; dadaizm ve sürrealizmin gibi modernist sanat akımlarından devraldığı bazı özellikleri yoğun bir şekilde kullanır. Bu özelliklerin başında sanat eserinin bir mesajının olması, bir şeyler anlatması gibi klasik görüşlerin reddedilmesi gelir. İkinci Yeni şairleri sadece kelimelerin anlamları ile oynamakla kalmazlar, form üzerinde yaptıkları birtakım değişikliklerle şiirin yeni bir yapı olarak görünmesini sağlarlar. Şiir üzerindeki bu radikal değişikliklerde bulunmaları şüphesiz modernist bir kalkışma olarak değerlendirilir. Fakat en modernist eserde bile kelimenin bağlandığı bir anlam vardır. Oysa bazı şiirlerinde İkinci Yeni şairleri, ne kastettiği anlaşılmayan ifadeleri kullanırlar. Sürrealizmin de etkisi ile zaman zaman başvurdukları otomat yazımın böyle bir durumun ortaya çıkmasında etkili olduğu düşünülebilir. Fakat otomat yazımda bile ardı ardına sıralan cümlelerde bir anlamsal bağ yakalanabilir. İkinci Yenicilerin bazı mısralarında otomat yazımın ötesinde durumların varlığı söz konusudur:

Pavurya gidip göğün hendeğine ağdı (Berk, 2001: 293).

Köpekler gizli bir dağı havlar (Süreya,1995: 68).

Kelimelerin alışılmamış şekilde bağdaştırılmaları okuyucuyu şaşırtır, metnin anlaşılmasını güçleştirir. Kimi postmodern romanlarda olduğu gibi İkinci Yeni şairlerinin dili okuyucuyu zorlamak, sarsmak, dil hak kındaki alışkanlıklarını kırmak üzere yapılandırılmış gibidir. Alışılmamış bağdaştırmaların çok kullanılması, dil sapmalarına sürekli başvurulması ve imgeyi sıkça kullanmalarına rağmen sözdizimini bozmaları kesik bir anlatım elde etmelerine neden olur. İkinci Yeni şiirini, bu özelliği ile postmodern anlatılara benzetmek mümkündür. Nitekim Mikail Söylemez’in de anlattığı üzere postmodern şiirde imge, oluşturulan dilin ve bozulan sözdizimin gölgesinde kalır. Postmodernistler keskin bir dil anlayışına sahip olduklarından kesik anlatımı tercih ederler (Söylemez, 2014: 33). İkinci Yeni şiirinde yoğun şekilde imge kullanılır, fakat bu imgelerin, dilin kullanılma biçiminden dolayı nereye varacağı belirsizdir. Bu durum dilin farklı yorumlara açık olmasını, metnin değişik anlam katmanlarına bölünmesine yol açar. Nitekim İlhan Berk de iyi bir şiirin bir şey anlatmadığını, bir yalvacın sözü gibi çok boyutlu ve bütün yorumlara açık olduğunu belirtir (Berk, 2013: 55-56). Şiiri çok boyutlu yapan, farklı okumalara olanak tanı- yan, dilin mantığının bozulması veya değiştirilmesidir. Dil mekanizmasının iç işleyişi ile anlamların ortaya çıktığını savunan İkinci Yeni şairler, anlamca kapalı ve karmaşık metinler yazarlar. Çünkü onlara göre anlamca kapalılık, okuyucuyu kendine çeker ve eserin farklı yorumlamasına olanak tanır. Anlamca kapalı olan şiir, kutsal kitaplarda olduğu gibi daima yorumlanmaya açıktır, bu yüzden yüzyıllarca zevkle okunur. Bu düşüncenin sıkı bir savunucusu olan Turgut Uyar, şiir dilinin kutsal kitaplar gibi kapalı olması ve daima yoruma açık olması gerektiğini vurgular (2014: 32).

Ali K. Metin, Türk Şiirinde Postmodern Yükseltiler adlı makalesinde İkinci Yeni ile birlikte Türkiye’de postmodernizm çerçevesinde değerlendirilecek şiirlerin yazıldığını ileri sürer. Onun düşüncesine göre Türkiye’de postmodernizm ile ilişkilendirilen şairler üç grupta değerlendirilebilir: 1. Modern[ist] şiir içerisinde yer almakla beraber şiirsel üstyapı anlamında postmodern özelikler gösteren ve şiirlerinde gizli, yani potansiyel bir postmodernlik barındıran şairler, 2. Poetik ve kültü- rel anlamda postmodernizmin etkilerini taşıyan, eşikteki şairler, 3. Postmodern nitelemesini hak edebilecek şairler (Metin, 2008: 422). Metin, birinci gruba girenlerin esasında modernist şiir içinde olmalarına karşın dil ve imge dünyalarıyla postmoderne yaklaştıklarını söyler. İkinci Yeni şairlerinden İlhan Berk, Edip Cansever ile birlikte Behçet Necatigil, Hilmi Yavuz ve Enis Batur’u bu grup içinde değerlendirir. İkinci ve üçüncü gruba giren şairlerin sayısı çok fazla olmamasına karşın birinci gruptaki kişiler ile benzer estetik zevklere sahip olan ve benzer poetik düşünceleri paylaşan kişilerin sayısı hayli fazladır. Ali K. Metin’in düşüncelerinden hareketle modernizm içinde olmasına rağmen dil ve imge kullanımı bakımından Asaf Halet Çelebi, Sezai Karakoç, Ece Ayhan, Turgut Uyar, Cemal Süreya, Oktay Rifat (Garip sonrası) gibi şairleri de postmodernizm çerçevesinde değerlen dirmek mümkündür.

İkinci Yeni şiirini postmodernizm çerçevesinde değerlendirilmesinde etkili olan bir faktör de gelenek ile kurulan yeni ilişkidir. Hasan Bülent Kahraman, İkinci Yeni şiiri ve gelenek hakkında şu tespitte bulunur: ‚İkinci Yeni’nin modernist bir şiir olması onu gelenekselci olmaktan alıkoymamıştır. Tersine, bu onun önemli göstergelerinden birisidir. Bu niteliğiyle İkinci Yeni, şiirin biçimsel yüzeyinde ne ölçüde Kübist bir yaklaşımı benimsemişse, içleminde de o kertede geniş bir salınımı ortaya koymuştur‛ (Kahraman, 2004: 156). Postmodernist söylemin geleneğe yaklaşımı ve gelenek ile kurduğu yeni bağlar onu modernist çizgiden koparır. Modernist yaklaşımlar avangart niteliklerinden dolayı geleneği aşılması ve yıkılması gereken bir engel olarak görürler. Buna karşın postmodern sanat estetiğinde, gelenek farklı tekniklerle yararlanılacak bir kaynaktır. Postmodern eserlerin temel niteliklerinden biri de pastiş ve parodi gibi teknikler ile geçmişte kalan eserlerden yararlanmaktır. Modernist söylemlerin tıkandığını düşünen postmodernistler, gelenekten faydalanarak yeni anlatım yollarını denerler. İkinci Yeni şairleri arasında gelenekten en fazla faydalananların başında İlhan Berk gelir. Onun Şenlikname eseri geçmiş metinlerden alınan malzemeler ile doludur. Berk ‚Osmanlı döneminden kalma motifleri kelimelere döker. Sanki o resimlere bakıp bugünle kesişme noktasını anlatmakta ve tarihi resimleriyle görüntülemektedir‛ (Örgen, 2010: 343). Berk, geçmişi bugüne olduğu gibi taşmamaktadır; geçmişten aldığı malzemeleri değiştirmekte ve dönüştürmektedir. Ali K. Metin’e göre Şenlikname’nin biçimsizliği ve farklılığı yanında metinlerarasılık tekniklerine sürekli başvurmasından ötürü postmodernist niteliktedir (2008: 423). Başka metinlerden faydalanma tek başına postmodern bir nitelik olarak ele alınamaz. Fakat İkinci Yeni şairleri sadece edebî metinlerden malzeme almazlar, edebiyat dışı alanlardan da malzeme alarak yeni anlatım yollarını aralarlar. Sanat ile sanat olmayanın aynı yerde kesişmesi postmodern bir özellik olarak kabul görür.

İkinci Yeni şairlerinin gerçek hakkında takındıkları tutum da postmodernizm ile ilişkilendirilmelerinde etkili olur. İkinci Yeni’de anlam metnin temel unsuru olarak görülmemektedir. Anlamın düz yazıya ait bir özellik olduğunu düşünen İkinci Yeni şairleri, imgenin, harfin, kelimenin önemini vurgularlar. Atilla İlhan’ın belirtiği üzere İkinci Yeni şiiri özgü ve imgecidir (1996: 245). Behçet Necatigil de İkinci Yeni’nin belli bir temaya sarılmadığını; boşta dolaşan imgeleri kullandığını; sağduyuyu, mantığı, sözün gelişini hiçe saydığını; kesik, kopuk, uyuşmaz parçalardan kör mozaikler meydana getirdiğinden bahseder (1983: 445). Gerek imgeci bir şiir olması gerek kesik ve kopuk anlatımlara başvurmasından ötürü İkinci Yeni şiirinde ne anlatıldığı belirsizdir. Anlamı, konuyu ve öyküyü şiirin asıl unsurları olarak kabul etmekten vazgeçen bir şiir anlayışının aynı zamanda atonalliği savunması şiirin kaotik bir yapıya bürünmesine yol açar. Mikail Söylemez, postmodernistlerin hem imgenin kendi gücünden hem de çağrışım alanından faydalanmaya çalıştığını anlatır. Fakat postmodern şiirde imgenin, modernist şiirin aksine başat öge olmaktan çıktığını, yerini kaos ve karmaşanın belirlediği aykırı bir dile bıraktığını belirtir (2015: 44). İkinci Yeni şiirinde imgenin başat öge olmaktan çıktığı iddia edilmese de kullanılan dil ve gerçeğin yansıtılmasının bırakılmasının karmaşık ve belirsiz bir anlatımın doğmasına neden olduğu söylenebilir. Postmodernist, gerçeğe bir şizofrenin gözünden bakar; olmayan olayları olmuş gibi değerlendirir, gerçek onun için mutlak olmaktan çıkar. İkinci Yeni şairleri de us dışına çıkarak bir anlamda alışılmış algılama tazının dışında dünyaya temas ederler. Bu da eserlerinde gerçeğin yamuk bir şekilde yansımasına neden olduğu gibi tasvir ettikleri kimi nesnelerin var olmadığı izlenimini verir.

İlhan Berk’in gerçeğe yaklaşımı birçok açıdan postmodern söylemi hatırladır. Şiirdeki gerçeği bütünüyle farklı bir gerçek olarak değerlendiren Berk’e göre şiirdeki gerçek, gerçeği aştığı için gerçektir. Şiir, dış dünyayı yansıtmaz, kendi gerçeğini kendisi üretir. Şair ancak benzetmelere başvurarak gerçeği üretir. Fakat bu benzetmeler giderek gereceği de aşarak gerçeğin kendisinden daha gerçek olur (2009: 11-30). Çağımızda taklit nesnelerin zamanla gerçeklerinin yerini aldığını, kendi gerçeklerini oluşturduklarını söyleyen postmodern teorisyenlerden Baudrillard’ın düşünceleri ile Berk’in düşünceleri arasında bağlantı kurulabilir.

Zafer Demir, İkinci Yeni ve Postmodernizm adlı kitabında şöyle bir ifade kullanır: ‚Postmodernizmin sayıltıları ile İkinci Yeni şiiri arasında, gerçekliğin algılanışı, öznenin halleri, nesnel gerçeklikle mesafenin dağınık, işitsel, görsel imgeler üzerinden açılması, yabancılaşma, her şeyin özünün boşaltılması, kaos, nihilizm, şizofrenik bilinç, anlamın kaotikliği, belirsizlik, meta anlatıların ölümü, küçük hayatların görkemi, gerçeküstücülük benzeri kavramlar arasında bir ilişki bulunmaktadır‛(Demir, 2015: 30). Yukarıda dilin kullanımının yol açtığı belirsizlik, kaosu, şizofrenik bilinç konularına değindik. Şimdi İkinci Yeni şairlerinin hayata, siyasete, kendi benlerine bakışı ve bunun postmodernizm ile olan ilişkisi üzerinde duracağız.

Postmodern sanat estetiğinde sanatçı sınırda yaşamayı seçer; eserlerinde sınırda yaşayan kişileri işler. İkinci Yeni şiir hareketi, aydın bir azınlığa seslendiği gibi şiirde kurguladığı tipler de marjinaldir. Özü itibari ile sanatta marjinallik, her türlü otoriteye karşı farklı bir söylem ile hareket etmeyi gerektirir. Marjinal kişi yerleşik değerlerle uyuşmaz, merkezden uzaklaşarak uçlara çekilir. Fredric Jameson, Tamamlanmamış Bir Proje Olarak Tarih ve Sınıf Bilinci (History and Class Consciousness as an ‘Unfinished Project’) adlı makalesinde, sanayi sonrası toplumlarda kültür çalışmalarının marjinal grupların, ezilen sınıfların, değişik toplumsal hareketlerin durumuna yoğunlaşarak kapitalizme eleştirel bir bakışın geliştirilmesine olanak sağlayacağını anlatır (Jameson, 2004: 143-150). Sanayi sonrası toplumlarda (postmodern durumda) sanatçının kişiliği marjinallikle de açıklanır. Şüphesiz sanat ve sanatçının marjinal olması konusu postmodernizm ile ortaya çıkmamıştır. Fakat postmodernistler, sanatın gövdesini en uca dayandırmaları nedeniyle kendinden önceki marjinal sanat akımlarından ayrılırlar. Eşcinseller, travestiler, hayat kadınları, katiller, hırsızlar, metalistler, emolar veya punklar postmodernistlerin işledikleri bazı kesimlerdir. Söz konusu kesimler, genelin benimsediği değerlerden uzaklaşarak kendilerine ait sınırlar çizerler.

İkinci Yeni şairleri hem dünya görüş- leri hem şiirlerinde takındıkları tutum açısından marjinal olarak değerlendirilebilirler. Marjinal olduklarını gizlemeyen İkinci Yeni şairleri, bir yandan yerleşik şiir estetiği algısı ile bir yandan modern hayat ile hesaplaşmaya girerler. Marjinal olduğunu bizzat dile getiren Ece Ayhan’a göre marjinal olmak toplumsal cenderenin içinde uçta yaşamak anlamına gelir. Ayhan, İkinci Yeni şiirinin tam anlamıyla marjinal olmasa da marj olgunu ifade eder (2013: 75). Şiir üzerindeki her türlü otoriteyi reddeden İkinci Yeni hareketi, kimi zaman anarşist bir duruş sergileyerek genel kabullerin dışına çıkar. Bir yandan Ece Ayhan’da olduğu gibi siyasi otorite sorgulanır bir yandan Cemal Süreya’da olduğu gibi ahlaki oto ritenin altı deşilir. Kendi şiirini sivil şiir olarak değerlendiren Ece Ayhan solcu reflekslerden de sakınır. Onun düşüncesinde sivil şiir ezilenlerin veya halkın sesi değildir, her türlü otoritenin baskısından kurtulmuş olan şiirdir. İktidar ile çatışan Ayhan, postmodernist dü şünürler gibi iktidarın bireyi biçimlendirme tehlikelerini dile getirir. Tek tip bir insanın portresini çizmek yerine toplumun farklı kesimlerinden bireyleri anlatarak kişiler bakımından renkli şiirler kaleme alır. Devlet ve Tabiat ya da Orta İkiden Ayrılan Çocuklar İçin Şiirler kitabında Osmanlı Devleti’nin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin iktidar erklerinin egemen dilinin karşına ötekilerin diliyle dikilir. Ece Ayhan gibi diğer İkinci Yeni şairleri de, şairin kutsal bir varlık olarak görülmesine karşı gelirler. Ayhan, açık bir şekilde şiirden gelmediğini ve kendisini şair saymadığını söyler. Ona göre kalkışma, atonallik, sıkı şiir, kötülük toplumu şiirin özünü oluşturur (1993: 134). Söz konusu yaklaşım şüphesiz avangart bir tutum olarak değerlendirilebilir. Fakat Zafer Demir, Ayhan’ın gerek iktidar karşında takındığı tavır gerek yerleşik şiir algısı hak- kındaki düşüncelerini postmodernizm çerçevesinde ele alır (2015: 47-69).

Cemal Süreya biçim ve içerik üzerinde değişiklikler yaparken ahlak ve siyasal düzene de tepki gösterir. Süreya, kişinin hareket alanını kısıtlayan her türlü ahlaki kuralı hiçleyerek nihilist; siyasal otoriteyi reddederek anarşist bir tutum sergiler. Ece Ayhan gibi Süreya da şairin yazarken hiçkimseden vize alması gerekmediğini söyler. İlhan Berk, Ece Ayhan ve Edip Cansever gibi Cemal Süreya da modernitenin tek sesliliğine ve tek kültürlülüğüne karşı çıkarak çok sesli ve çok kültürlü bir şiir estetiği savunur. İkinci Yeni şairleri aynı kaygılar ile şiir yazmalarına rağmen ortak bir sanat görüşünün varlığını savunmazlar Onlar Alaattin Karaca’nın da belirttiği üzere birağızdanlığa karşı çıkarlar (2013: 243). Farklılık, çok seslilik, her türlü otoriteyi reddetme, marjinal davranış gibi postmodern sanat estetiğinin anahtar kavramlarının çoğunu İkinci Yeni şiirinde bulgulamak mümkün- dür. Bilindiği üzere postmodern teoride görecelik, farklılık, çok seslilik ve çok kültürlük gibi söylemler olumlu karşılanır. Araştırmacıların postmodernizm ile İkinci Yeni şiiri arasında paralellik kurmasında İkinci Yeni şairlerinin farklılığa, çok sesliliğe yaptıkları vurgunun etkili olduğu söylenebilir.

İkinci Yeni şiiri dil üzerinde oynamayı sevdiği gibi edebiyat dışı malzemeleri de şiir metnin gövdesine bağlamaktan hoşlanır. Metin üzerinde yaptıkları yeni denemeler ile anlatım imkânını genişleten ve çeşitlendiren İkinci Yeni şairleri deneyselliğe ayrıca önem verirler. Şairin kişiliği üzerinde hiçbir otoritenin varlığını kabul etmeyen bir anlayışın de- neysel girişimlere açık olması beklenir. Nitekim İlhan Berk’ten Turgut Uyar’a kadar birçok İkinci Yeni şairinin deneysel türden şiirleri bulunur. Görselliğe önem veren İkinci Yeni şairleri, doğrudan harfleri birer imaj olarak kullanarak alışılmış imge anlayışını dağıtırlar.

Bazı araştırmalara göre postmodern şiirinin kökleri deneysellikte aranmalıdır. Ezra Pound ve Oulipo üyeleri gibi modernist kimi şairlerin postmodern şiire giden yolu açtığı düşünülmektedir. Majorie Perloff postmodern şiirin köklerini değişik türden denemelere girişerek bütünüyle rastlantıya daya- nan bir yapı meydana getiren Oulipo üyelerinde arar. Ona göre Oulipo şairleri, şiiri tema ve biçim açısından yaratıcı bir kısıtlamaya zorlar (2004: 208). İkinci Yeni şairleri, Oulipo üyeleri kadar olmasa da deneysel girişimlerde bulunmuşlardır. Onların, metnin anlamını tamamıyla rastlantıya dayandığını söylemeleri ve dili bu rastlantıyı ortaya çıkaracak şekilde kullanmaları şüphesiz deneysellikle açıklanabilir. Deneysellik açısından da yaklaşıldığında İkinci Yeni şiirini postmodernizm çer çevesinde ele almak mümkündür.

İkinci Yeni Şiirine Postmodernist Denilebilir Mi?

İkinci Yeni şiirinin postmodern söylem ile kurulan birçok benzerliği göz önünden bulundurarak postmodernist olduğu söylenebilir mi? Bize göre bu sorunun cevabını verebilmek için henüz erkendir. Hayır veya evet cevabının verilebilmesi için öncelikle postmodernizmin şiirdeki etkilerinin ve postmodern denilen şiirin niteliklerinin belirtilmesi gerekir. Türkiye’de henüz postmodernizmin şiirdeki etkileri yeterince irdelenmediği gibi postmodern denilen şiirin nasıl bir şey olduğu hakkında gerekli kuramsal altyapı bulunmamaktadır.

İkinci Yeni şiirinin postmodernist olup olmadığı hakkında kesin bir yargıda bulunmaktan sakınmamıza rağmen İkinci Yeni şiirin tam anlamı ile postmodern şiir olmadığı ancak postmodernizmde görülen bazı niteliklerin İkinci Yeni şairleri tarafından yoğun bir biçimde kullanıldığını ileri sürebiliriz. Postmodern olarak ifade edilen birçok unsurun esasında modernist akımlardan kaynaklanması araştırmacıların İkinci Yeni şiirini postmodernizm çerçevesinde değerlendirmelerine yol açmıştır. Deneysellik, anarşizm, kural tanımamazlık, imgecilik, metinlerarasılık gibi özellikler postmodern sanat estetiği ile özdeşleştirilmiştir. Fakat bu özellikler avangart modernist akımlardan kaynaklanır. Dadaizm, kübizm, sürrealizm ve egzistansiyalizm gibi modernist akımların mirası postmodernistler tarafından sahiplenmiştir. Söz konusu modernist akımlar aynı zamanda İkinci Yeni şiirinin de yabancı kaynaklarıdırlar. İkinci Yeni şairleri postmodern nitelikleri postmodern sanat estetiğinden değil, modernist akımlardan etkilenerek eserlerine yansıttıkları burada üzerinde durulması gereken önemli bir husustur. Öte yandan İkinci Yeni şiirinin ortaya çıktığı 1950’lerde Türk şiirine postmodernizmin tesir ettiğini söylemek zorlama bir yorum olabilir. Fakat son zamanlarda postmodern şiir hakkında yapılan tanımlar İkinci Yeni şiirinin postmodernizm çerçevesinde değerlendirilmesinin önünü açar. Mesela Serkan Ergin’in postmodern şiir üzerine söylediklerini ele alalım:

Post-modernist şiir, şiirde anlamı ve anlak’ı hiçleyerek, şiiri sadece sözcük ve harf oyunlarına indirgeyen ve şair öznenin bilinçaltını dışavurumundan öteye geçmeyen şiir türüdür. Eklektik olarak sürrealizm, dadaizm, letrizm gibi akımların etkilerini içinde barındıran postmodernist şiir, öteki’lerle empati kurmayı ve bunu yansıtmayı önemsemeyen ve dolayısıyla da okur tarafından özdeşlik kurul(a)mayan, hayatın şair öznenin bilincinden dönüştürülerek yansıtılmadığı, ancak şairin içsel bunalımlarının şımarıkça dışavurumundan öteye geçmeyen bencil ve şımarık bir metinsel oyundur (Ergin, 2011).

Ergin’in postmodern şiir tanımı, büyük ölçüde İkinci Yeni şiirinin nitelikleri ile örtüşüyor. Buna rağmen İkinci Yeni şiirini tam olarak postmodern kabul etmek mümkün değildir. Çünkü Ergin’in de ifade ettiği üzere postmodern şiir dadaizm, sürrealizm, letirizm gibi akımların etkilerini içinde barındırır. Bu akımların İkinci Yeni şiirini değişik biçimlerde beslediğinden daha önce söz etmiştik. Post- modernizmin ekletik yapısı, uzun zaman önce yazılmış metinlerin bile postmodernizm çerçevesinde değerlendirilmelerini olanaklı kılmaktadır. Oysa postmodern bir esere atfedilen birçok özellik zaten daha uzun zaman önce yazılmış olan eserlerde mevcuttur. Yeni bir şey ortaya koyma iddiasında olmayan postmodern söylem, var olan şeyleri değişti- rerek farklı şeklilerde ortaya koyma gayretindedir. Dadaizm, romantizm, sürrealizm gibi birçok akımın özelliklerini postmodernizmde görmek olasıdır. Bu yüzden İkinci Yeni şiirinde postmodern olarak değerlendirilen unsurların çoğunun modernist akımlardan kaynaklandığının altı çizilmelidir. Mesela Suut Kemal Yetkin’in İkinci Yeni şiiri hakkındaki tespitini ele alalım:

<bugünün anlamsız şiiri, II. Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’da dahi baş göstermiş ve büyük ölçüde non- figüratif resimden etkilenmiştir. Mademki demişler, bir ressam hiçbir konuyu almadan, alışmış olduğumuz biçimi tuvali üzerine koymadan, yalnız renklerin birbirine girişi, birbirini tamamlayışı ile eser veriyor, o hâlde şair bunu niçin yapmasın. (<) Non- figüratif resimde ise, unsurlar dışarıdan alınmış değildir, hepsi kendilerinindir. Bunun için de yüzde yüz kendinden çıkmıştır ve onun için dümdüz renklerden ibaret düşündüğümüz. İşte buna dayanarak ben diyorum ki, bugünkü anlamsız şiir non- figüratif resmin ta kendisidir (Yet- kin,1969: 40).

Bir şey anlatmama, rastlantı, kopukluk, belirsizlik, kaos gibi özellikler yukarıda anlatıldığı üzere İkinci Yeni şiirini postmodernizme yakınlaştıran unsurlar olarak değerlendirilmektedir. Fakat Suat Kemal Yetkin’in de belirttiği gibi bir şey anlatmama, belirsizlik gibi nitelikler çok önceden sanatın konusu olmaya başlamıştır. Anarşist söylem, yerleşik şiir algısını yıkmak gibi özellikler ise zaten dadaizmden beri çağdaş sanatın ana izleklerinden biri haline gelmişti.

Bir eseri veya sanatçıyı postmodern olarak addetmekte aydınlanmacı akıl ve modern söylemlerle hesaplaşmayı temel parametre kabul edenlerin sayısı hayli fazladır. Nitekim İkinci Yeni şiirini postmodernizm etrafında değerlendirirken Zafer Demir ve Ali K. Metin de aynı parametreye başvururlar. Fakat aydınlanmacı akıl ve modern söylemlerle hesaplaşan her sanatçı postmodern değildir. Dadaistlerden egzistansiyalistlere kadar birçok modernist sanatçının estetik eğilimlerinin özünü, modern söylemlerle hesaplaşma oluşturur. Marcel Duchamp’ın daha 1910’larda bir pisuvarı sanat eserine dönüş- türmesi, Andre Breton’un her türlü otoriteyi reddetmesi tam anlamıyla modernist bir kalkışmadır. İkinci Yeni şiirinde modern söylemelerle çatışan bir sesin varlığı hissedilir. Turgut Uyar’ın Dünyanın En Güzel Arabistanı’ndaki şiirlerinde modernitenin günlük hayat üzerinde oluşturduğu olumsuzluklardan bıkan bir öznenin varlığı işlenir. Fakat modern hayatın olumsuzluklarından bıkan öznenin varlığını Kafka, Joyce, Proust, Sartre, Camus gibi modernist yazarların eserlerinde de görmek mümkündür. İkinci Yenicilerin, şiirlerinde anlattıkları tipleri kurgularken modernist yazarlardan etkilenmeleri olasıdır.

İkinci Yeni şairlerinin gelenek ile kurdukları bağ, İkinci Yeni hareketini postmodernizm çerçevesinde değerlendirmeye en müsait konudur. İkinci Yeni şairleri modern birçok söylem ile hesaplaşmaya girerken ve modern hayatın baskılarından kurtulmaya çalışırken geleneksel malzemeden faydalanmaya çalışırlar. Fakat geleneksel malzeme onların eserlerine olduğu gibi girmez, çoğu zaman farklı biçimlerde, daha doğrusu bozulmuş bir şekilde girer. Postmodern sanat estetiğinin en belirleyici özelliklerinden biri de geçmiş ile kurulan nostaljik bağdır. Post- modernistler genellikle pastiş ve parodi gibi teknikler ile güncelliğini yitiren konuları tekrar işlerler. Fakat tek başına gelenek ile kurulan ilişki, bir hareketi postmodern yapmaya yetmediğini ifade etmek gerekir.

İkinci Yeni şairleri Batılı modernist sanatçıları yakından takip ettikleri bilinmektedir. Nitekim bizzat etkilendikleri modernist sanat akımlarının ve sanatçılarının isimlerini farklı zamanlarda zikrederler. İlhan Berk ve Ece Ayhan gibi isimler Foucault, Baudrillard, Barthes gibi postmodernizmin teorisyenleri olarak görülen kişilerden de söz ederler. İkinci Yeni şairlerinin postmodernizmden haberdar oldukları ve yakından takip ettikleri söylenebilir. Fakat İlhan Berk’in ve Ece Ayhan’ın 1980’lerde postmodern teorisyenlerden söz etmeye başladıkları görülür. İkinci Yeni şiirinin ortaya çıktığı 1950’li yıllar ile 1980 arasında İkinci Yeni şairlerinin postmodernizm hakkında bir şeyler kaleme aldıklarına dair herhangi bir bilgiye ulaşamadık. Zaten Türkiye’de postmodernizm hakkındaki ilk kuramsal yazılar ,1980’lerde bazı dergilerde çıkmaya başlar. 1980’den önce Türk edebiyatında postmodern tarzda yazılmış olan eserler yok denecek kadar azdır. Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar ve Adalet Ağaoğlu’nun bazı eserlerinin postmodernist olup olmadığı tartışma konusudur. Bu açıdan yaklaşıldığında İkinci Yeni şiirinin postmodernist olduğunu iddia etmek, bir yorumdan öteye geçemez.

Türk edebiyatının modernleşme sürecinin dalgalı bir seyir izlemesi, Batı’da olduğu gibi bir modernizm hareketini çıkaramamıştır. Türk edebiyatçıları Tanzimat’tan itibaren yoğun bir şekilde takip ettikleri Avrupalı edebiyatçıların tesirinde kalarak kendi seslerini bulmaya çalışmışlardır. Batı tipi bir edebiyat ortaya koymaya çalışırken daima bir ayakları geleneğin üzerinde yükselmiştir. En radikal tutumu gösteren Nazım Hikmet’te bile bu durum değişmez. Fakat İkinci Yeni şiiri Türk edebiyatının modernizm ile olan serüveninde bir dönemeç olarak kabul edilir. Şiir üzerindeki her türlü otoriteyi reddetmeleri, dilin mantığını bozmaları, gerçeği yansıtmak yerine metnin kendi gerçeğini oluşturmasına inanmaları, kendi ‚ben‛lerini özerk bir alana çekmeleri, anarşist ve marjinal davranmaları İkinci Yeni şairlerinin modernist olarak kabul edilmelerinde etkili olmuştur.

İkinci Yeni şiirinde postmodernizm ile ilişkilendirilebilecek birçok unsura rastlamak mümkündür. Nitekim bazı araştırmacılar bu unsurlardan hareketle İkinci Yeni şiirini postmodernizm ekseninde ele almaktadır. Bize göre İkinci Yeni şiirinde postmodernizm ile ilişkilendirilebilecek birçok unsur olmasına karşın bu unsurlar modernist sanata aittir. Postmodern sanat estetiğinin birçok açıdan modernist sanattan beslenmesi modernist ve postmodernist özelliklerin birbirine karıştırılmasına yol açmaktır. Ihab Hassan’ın postmodernizmin modernizmden farkını belirlerken başvurduğu niteliklerin çoğunu modernist hareketlerden seçmesi, postmodernizm ve modernizm arasında net bir ayırımın yapılamayacağını gösterir. Bu yüzden İkinci Yeni şiirini postmodernizme atfedilen özellikler üzerinden değerlendirmek yanıltıcı olabilir.

Postmodern olmak da modern olmak gibi bir zihin durumudur. Bir sanatçının postmodern zihin durumunda olabilmesi ancak yaşadığı çevrenin postmodernizmi deneyimlemesi ile mümkündür. Türkiye’de tam anlamıyla bir modernleşmenin yaşanmaması ve moderniteyi geriden takip etmesi gerçek anlamda bir modernist sanatın filizlenmesini engellemiştir. Söz konusu durum postmodernizm için de geçerlidir. Türk edebiyatındaki modernizm ve postmodernizm tartışmalarının sürmesinde bahsedilen durumun etkili olduğu söylenebilir. Türk edebiyatındaki modernizm ve postmodernizm tartışmalarının sürmesine bakılırsa İkinci Yeni şiirinin modernist/postmodernist niteliğinin kafa karışıklığına neden olmaya devam edeceği öngörülebilir. Yapılması gereken postmodernizmi büsbütün modernizmden ayrı bir olgu olarak ele almaktan vazgeçmek ve onun modernizmden devraldığı özellikleri belirlemektir.

Yazı : Dr. Ulaş Bingöl

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*