İSTANBUL SİYASETİ

in İSTANBUL

İSTANBUL’UN AVRUPAYA ETKİSİ

Bir zamanlar modernlik yalnızca Batı medeniyeti ile özdeşleştirilen bir kavramdı. Oysa günümüzde Batı dışı modernliklerin de varlığı kabul edilmiştir.

Öncelikle felsefi bir konu olan Batı modernliği, Avrupa’da cereyan etmiş tarihi olayların kronolojik sıralamasının çok ötesinde bir meseledir. Bununla birlikte Batı modernliğinin pratikteki tezahürünü hazırlayan bir dizi tarihi olay da görmezden gelinemez. Örneğin Cemal Bali Akal, Modern Düşüncenin Doğuşu- İspanyol Altın Çağı adlı kitabında Batı modernliğini hazırlayan gelişmelerin İspanya ayağını başarılı bir biçimde incelemiştir.

Biz de bir tarihçi olarak bu yazımızda Avrupa modernliğini düşünsel tarafıyla olmasa da tarihi tarafıyla , daha doğrusu Osmanlı tarihi ile ilgili olan tarafıyla ele aldık. Tıpkı Amerika kıtasından Avrupa’ya altın taşıyan İspanyol gemilerinin hikâyelerinin Batı modernliği ile doğrudan ilgili olması gibi, Osmanlı’nın Avrupa’daki diplomatik girişimleri ve askeri harekâtları da bu konunun doğrudan bir parçasıdır.

Osmanlı İmparatorluğu, her şeyiyle tarih olmuş, gitmiş; kendisinden günümüze bir şey kalmamış gibi düşünülür. Ancak 600 yıldan fazla bir süre dünyanın en önemli coğrafyasında hâkimiyet kuran ve üç büyük imparatorluktan birisi olan Osmanlı İmparatorluğu bugünkü dün- yanın oluşmasındaki en önemli aktörler arasındadır.

Osmanlılar’ın Rumeli Fetihleri Ortodoksluğu Yaşattı

Osmanlılar, XIV. yüzyılın ortalarında Rumeli fetihlerine başladığında, Balkanlar birçok devletçikler ve feodal senyörlükler hâlinde parçalanmış durumdaydı. Duşan’ın kurduğu Sırp İmparatorluğu’nun zayıflamasından sonra Kuzey’de Macaristan, Batı’da ve Güney’de ise Venedik siyasi parçalanmadan istifade ederek Balkanlar’da yayılma politikası güdüyorlardı. Bu iki devletin siyasi ve askeri hâkimiyeti beraberinde Katolikliği de getiriyordu. Her ne kadar Balkanların Ortodoks halkı bu iki devletin hâkimiyetini benimsemiyorsa da direnecek siyasi ve askeri güçleri yoktu. Katolik olmaya mahkûm gibiydiler. Osmanlıların, Venedik ve Macaristan’ın Balkanlara yayılmasını engelleyip kendi hâkimiyetlerini kurmaları, Balkanlar’da Ortodoks mezhebinin yaşamasını sağladı. Ayrıca Osmanlıların milli kiliseleri desteklemesi Ortodokslar üzerindeki Helen hâkimiyetinin sona ermesine sebep oldu. Örneğin Sırp Milli Kilisesi, XVI. yüzyılda Sokullu Mehmed Paşa’nın desteği ile kurulmuştu.

Balkanlar parçalanmışlıktan kurtulup büyük bir imparatorluğun parçası hâline gelince ekonomik açıdan da gelişme gösterdi. Bulgaristan, Sırbistan ve Yunanistan’da birçok şehir, huzur ortamına kavuşmaları sebebiyle büyüyüp, gelişti.

Avrupa Milli Monarşileri Yok Olmaktan Kurtuldu

Osmanlı İmparatorluğu’nun Modern Avrupa’nın şekillenmesinde önemli tesiri vardır. Kanunî zamanında Doğu sınırlarının fazla tehdit almaması ve Avrupa’da gelişen şartlar sebebiyle asıl hedef Batı olmuştu. Bu dönemde Habsburg İmparatorluğu akrabalık bağlarıyla Avrupa’nın önemli bir kısmında hâkimiyet kurmuştu. İtalya, İspanya, Avusturya, Almanya, Macaristan gibi ülkeler dolaylı veya doğrudan Habsburg İmparatorluğu’na bağlıydılar. Habsburglar’ın önünde direnen tek güç Fransa ve İngiltere idi. Osmanlıların Avrupa’daki bu mücadeleye karışmaları siyasi dengenin yeniden kurulmasını sağladı. Fransa, Hollanda ve İngiltere gibi milli monarşiler, Osmanlıların, Habsburglara karşı mücadeleye girmesiyle yaşam hakkı bulabildi. Nitekim 1532’de Fransa Kralı Fransuva, Venedik elçisine “Şarlken’e karşı Osmanlılar sayesinde güvence altında” olduğunu söylüyordu.

Osmanlılar, Fransa’yı asker göndererek, para vererek veya ticari ilişkilerle Habsburglara karşı kuvvetlendirdiler. Kanunî 1533’te Fransa Kralı’na, Şarlken’e karşı İngiltere ve Alman prensleri ile bir ittifak yapması için 100 bin altın göndermiş . 1569’da Fransa’ya verilen ticari imtiyazlardan sonra 1580’de İngiltere ve 1612’de de Hollanda, Osmanlı İmparatorluğu tarafından verilen kapitülasyonlar ile desteklendi. Venedik’in Doğu Akdeniz’deki ticari hâkimiyeti Osmanlıların verdiği destek ile Fransa ve İngiltere’ye geçti. İngiliz ve Hollandalılar, Osman lı gemilerini kullanarak, Karadeniz ticaretinde Venedik’in yerini aldılar. Osmanlı topraklarında ve nüfuz bölgelerindeki ticaret bu ülkelerin ekonomik açıdan kuvvetlenip, büyümesine sebep oldu. İngiliz ve Fransızların gerek imparatorluk topraklarından aldığı hammaddeler, gerekse ülkelerinde imal ederek Osmanlı ülkesinde sattıkları ürünler kapitalizmin gelişmesinde önemli rol oynadı. Halil İnalcık, Osmanlıların farkında olmadan, modern kapitalizmin yükselmesini sağlayan Avrupa ekonomik sisteminin bir parçası olduklarını belirtir.

İngiltere’nin Umudu Osmanlı

Osmanlı Padişahı III. Murad devrinde Avrupa’nın en uzak ülkelerinden İngiltere ile ilişki kurulmuştu. İngiltere, Habsburgların İspanya kanadı tarafından işgal edilmek üzereydi. İngilizler, Fransa örneğinden hareket ederek Habsburglara karşı direnebilmek için tek şanslarının Osmanlı İmparatorluğu’ndan yardım almak olduğunu anlamışlardı. III. Murad devrinde Osmanlı İmparatorluğu ile ilişkiye geçerek, İspanyol donanmasının İngiltere’yi işgalini engellemek için yardım istediler. Bunda da başarılı oldular. İnglitere Türk donanmasının yardımıyla İspanyol işgalinden kurtuldu.

İngiltere’nin önemli gazetelerinden The Guardian’ın birkaç yıl önce birinci sayfadan “İspanyol donanması yenildiği için Sir Francis Drake’e değil Türkler’e teşekkür etmeliyiz” başlığıyla verdiği haber, 416 yıl önce yapılan bir yardımın İngilizlere neler kazandırdığının yeni anlaşıldığını gösteriyordu. Kraliçe Elizabeth’in askeri danışmanı Sir Francis Walsingham, Temmuz 1588’deki İspanyol işgal te- şebbüsünden önce İstanbul’daki İngiltere elçisine bir mektup göndererek, İspanyol donanmasının dağılması için Türk donanmasının harekete geçirilmesini istemiş . İngiliz elçisi Harborne’un faaliyetleri ve Osmanlı siyaseti uyarınca harekete geçen Türk donanmasının Akdeniz’deki manevraları İspanyol donanmasını dağıttı.

Fransa’nın kuzeyinde Calais açıklarında 30 Temmuz 1588’de meydana gelen Gravelines Deniz muharebesi’nde İngiliz donanmasının karşısına İspanyol donanmasının bir kısmı çıkabildi. İngiliz donanmasının komutanı Sir Francis Drake de, İspanyolları rahatlıkla mağlup etti. İngiliz tarihçi Profesörü Jerry Brotton, durumu “Osmanlılar’ın manevraları İspanyol Kralı II. Philip’in donanmasını dağıttı. Artık okullarda İspanyol ordusunun neden İngiltere’yi işgal edip, Protestanlığa son veremediğine bir sebep daha eklememiz gerekecek. Bu da Kraliçe Elizabeth tarafından tesis edilen İngiliz-Osmanlı ittifakıdır” diye değerlendirir.

İngiliz devlet adamlarından Sir Francis Walsingham, Akdes Nimet Kurat tarafından yayınlanan ve İstanbul’daki İngiltere elçisi William Harborne’e gönderdiği 24 Haziran 1587 tarihli mektubunda III. Murad’ı İspanyollara karşı harekete geçirmek için elinden ne geliyorsa yapmasını ve İngilizlerin iyi insanlar olduğunu anlatmasını istiyordu.

İngiltere’nin Osmanlı İmparatorluğu’na gönderdiği elçiler, İspanyollara karşı yardım alabilmek için her türlü yolu denemişlerdi. İngiliz temsilcisi Harborne, Akdes Nimet Kurat tarafından yayınlanan, III. Murad’a sunduğu arzuhalinde diplomatik üslubu bırakarak padişahın İspanyollara karşı hiç olmazsa 60 ya da 80 kadırga göndermesi için neredeyse yalvarıyordu.

Hollanda Osmanlı’dan yardım istiyor

Hollanda’nın bir devlet olarak tarih sahnesine çıkması oldukça geç bir tarihtedir. Hollandalılar, 16. yüzyılın sonlarında Habsburgların Batı kolu olan İspanya Krallığı’na karşı isyan ettiler. İsyanın başını çeken Oranje Prensi William, ilk çarpışmalarda İspanyol ordusunun komutanı Alva Dükü’nün üstünlüğü karşısında kuvvetlerini Flandr topraklarından çekip, Almanya’ya kaçtı . İspanyollara karşı mücadele planları yaparken, dışarıdan desteğin gerekli olduğunun farkındaydı. Fransız Protestanları olan Huguenotlar’ın ileri gelenleriyle ve Alman prenslerle temaslarını sıklaştırdı. Ancak temasa geçtiği prensliklerin hiçbirisi o dönemin en büyük iki imparatorluğundan biri olan Habsburgları durdurmaya yeterli değildi. Bu yüzden farklı bir dinden olmasına rağmen daha önce Habsburglara karşı Fransa ve İngiltere’ye yardım eden Osmanlı İmparatorluğu’na müracaat etti.

Osmanlılar, William’a hemen yardım edemedi. Osmanlı yönetimi, 1570’te Kıbrıs’ın fethi gerçekleştikten sonra İspanya meselesini ele almayı planlıyordu. Veziriazam Sokullu Mehmed Paşa 1574 yılı başlarında yazdığı mektupta, araya 1570 Kıbrıs’ın fethi ve 1571 İnebahtı felaketi girdiğinden kendilerine yardım edilemediğini söylüyordu. Ancak o yıl, yani 1574’te Tunus’a sefer düzenleneceğini ve bu mesele de halledildikten sonra ne zaman hazırlıklar tamam olup İspanya’ya karşı isyan edeceklerse, Osmanlı ordusunun da Cezayirliler ile birlikte karadan ve denizden yardım edeceğini müjdelemişti. Lutheran taifesi ile, yani Almanya’daki Protestanlarla gizlice haberleşip, onlarla aynı zamanda harekete geçilmesi de ayrıca tembihlenmiş . Fakat 1574’te Hollandalılara Osmanlı yardımı gerçekleşmedi. Buna rağmen İspanya’ya karşı bu ortak harekât projesi uzun süre gündemde kaldı.

İspanya Kralı İkinci Felibe, Osmanlılar’a karşı kazanılan 1571 İnebahtı Deniz Muharebesi’nden sonra, Flandr’a olan saldırılarını sıklaştırdı. Flandr’daki asi şehirler birer birer düşüyordu. Hollandalı isyancılar, 1574’te Leiden’de İspanyol askerlerini durdurdular. 1579’da da “Utrecht Birliği” adıyla yedi vilayetten oluşan Protestan Hollanda Cumhuriyeti’ni kurdular. Güney, yani bugünkü Belçika, Katolik olarak İspanya idaresinde kaldı. Fakat İspanya’nın saldırılarının ardı arkası kesilmiyordu. William’ı öldürene büyük ödüller vaat edilmişti. Bal- tazar adlı biri 1584’te William’ı tabancayla Delft şehrinde öldürdü. İspanyollar Kuzey’de tekrar ilerlemeye başlamışlardı. William’ın yerine geçen oğlu Maurice İspanyollar’la mücadeleye devam etti.

Hollandalılar, 1590’dan itibaren  yeni geliştirdikleri “ euten” adlı gemileriyle Hindistan ve Atlantik’te ticarete önem verdiler. Seri olarak üretilen ve okyanuslarda hızla hareket eden bu yeni tip gemiler Hollandalılara büyük üstünlük sağlıyordu.

Bu büyük tticaret  potansiyeline rağmen Hollanda henüz bağımsız bir devlet olarak tanınmıyordu. Dünyanın en büyük tticaret  potansiyeline sahip Akdeniz’e, kendi bayraklarıyla giremiyorlardı. Hollandalılar, Akdeniz’de Fransız ve İngiliz bayrakları altında ticaret  yapıyorlardı. 1609’da İspanya ile ateşkes imzalamalarının hemen ardından Osmanlı Sultanı tarafından tanınmak ve Akdeniz’de ticaret yapabilme izni alabilmek için temaslara başladılar. 1612’de elçi sıfatıyla gönderilen genç bir avukat olan Cornelis Haga, İstanbul’a geldi. Fakat ticaret imtiyazlarını kaptırmak istemeyen İngiltere, Fransa ve Venedik, Haga’ya karşı her türlü entrikayı denediler. Hollanda Elçisi’nin padişahla görüşmemesi için büyük rüşvetler teklif ettiler. Elçiyi himayesine alan Vezir Halil Paşa, Haga’yı kayığa bindirip Üsküdar’a geçirdi ve Osmanlı sarayında büyük itibarı olan Şeyh Aziz Mahmud Hüdâyî’nin elini öptürdü. Haga’nın saygısını beğenen şeyhin tavsiyesi üzerine Haga, 1 Mayıs 1612’de Topkapı Sarayı’nda Birinci Ahmed’in huzuruna kabul edildi. Haga, Sultan Ahmed’in huzurunda, “kralımızı kulluğa kabul buyurup, gemilerimizi başka bayrakla yürütmek minnetinden bizi kurtarırsanız memnun kalacağız” dedi. Katolik İspanya’ya karşı eskiden beri Avrupa’daki mücadeleleri destekleyen Osmanlı yönetimi, Hollanda’ya istedikleri ticaret imtiyazlarını verdi. Osmanlı yönetiminin Hollanda’ya verdiği kapitülasyonlar şöyle başlıyordu:

“Nederland vilayetlerine bağlı olan Gelderland, Holland, Zeeland, Utrecht, Friesland, Overijsel, Groningen, Groningerland ve bunun yanında Doğu Hindistan’ın vilayetlerine tâbi birçok memleketin generalleri ve hakimleri -akıbetleri hayırlı olsun- tarafından sadakatle mühürlenen mektuplarıyla birlikte Hıristiyan milletinin ileri gelenlerinden olan muteber elçileri Cornelis Haga -itaati artsın- huzu- rumuza geldi. Mektupları incelendiğinde nihai gayelerinin ihlas ve samimiyetlerini arzetmek olduğu anlaşıldı. Yine mektuplarından anlaşılmaktadır ki düşman vilayetlerin gemilerinde olan Müslüman esirleri aileleriyle birlikte kurtararak vilayetlerine göndermişler ve memleketimize ait gemilere ve insanlara uzun bir zamandan beri tecavüzde bulunmamışlardır. Bu dostane davranışlarının neticesi olarak, yüksek eşiğimizle Fransa ve İngiltere arasındaki dostlukta olduğu gibi kendi tüccarlarının, adamlarının ve tercümanlarının memleketimize emniniyet içerisinde malları ile birlikte gelip ticaret etmelerine izin verilmesini ve zikredilen ülkelere verilen anlaşmanın bir benzerinin de kendilerine verilmesini istedikleri bilgimize sunulduğunda istekleri tarafımızdan uygun görüldü.

Elçileri Cornelis Haga ise makamımıza yüz sürerek diğer elçiler gibi eşiğimizde elçilik hizmetine tayin edilmiş ve ülkemizdeki iskelelere konsoloslar tayin etmeye yetkili kılınmıştır.”

Hollandalılar antlaşmadaki şartlara sadık kaldıkları müddetçe, yeri ve göğü yaratan Allah’ın hakkı, ecdadım ve babamın ruhu için biz de bu anlaşmaya uygun olarak hareket edeceğiz ve ona aykırı bir davranışta bulunmayacağız.

Daimi elçi olarak uzun yıllar İstanbul’da kalan Haga iki devlet arasındaki ilişkileri hızla geliştirdi. Hollanda bağımsız bir ülke olarak Osmanlı İmparatorluğu tarafından tanındı. Bu durumu engellemek isteyen Venedik Elçisi, veziriazama verdiği nota, Hollanda’nın bir devlet değil, krallarına isyan eden asiler topluluğundan oluştuğunu söylemiş . Buna rağmen Hollanda’ya kapitülasyon verilerek ticaret imtiyazları sağlanmış . Bu sayede daha önce Fransa ve İngiltere bayrakları altında seyreden Hollanda gemileri serbestçe Akdeniz’de ticaret yaptılar. Kapitülasyonları almalarının hemen ardından da Akdeniz’de konsolosluk ağı kurdular. Osmanlı topraklarında Halep, İskenderun, Kıbrıs, Mora, İnebah ve Eğriboz ile Venedik, Cenova, Livorno ve Sicilya’da konsolosluklar açtılar. Hollanda bir isyancı topluluğundan tanınan bir devlet haline geldi.

Hollanda’nın Katolik krallar ve Habsburglar tarafından tanınması çok daha sonra, 30 Yıl Savaşları’nın sonunda imzalanan 1648 Westfalya Antlaşması’nın ardından gerçekleşti. Avrupa’da bağımsızlığı tanınmayan Hollanda, bu antlaşmadan 36 yıl önce Osmanlı Devleti tarafından bir devlet olarak tanınmış ve büyükelçi statüsünde ülkemizde temsil edilmiş . Hollandalıların Osmanlılardan aldıkları siyasi ve ticari destek de bu devletin Habsburg İmparatorluğu karşısında var olmasını sağlamış .

Protestanlık, Osmanlıların Habsburglara Karşı Saldırıları ile Hayat Buldu

Yine bu dönemde Avrupa’da ortaya çıkan reform hareketleri de koyu bir Katolik devleti olan Habsburglara karşı gelişebilmesini, Osmanlıların Şarlken’e karşı yaptığı askeri baskıya borçludur. Osmanlıların, Habsburgların Alman kanadını yıpratmaları sayesinde Protestanlık Almanya’da yayılabildi.

Kanunî’nin veziriazamı Makbul/Maktul İbrahim Paşa’nın 1533’te Avusturya elçilerine karşı sarf ettiği şu sözler, hem Osmanlı yönetiminin Luther ve taraftarlarını nasıl yakından takip ettiğini, hem de Osmanlı’nın kendisine ne kadar güvendiğini gösterir:

“Kayserin kendi ülkesinde bile gücü ve itibarı yok. Bir konsil toplamayı bile başardı mı? Ben, Hıristiyan hükümdarları toplantı yapmaya pekâlâ zorlarım. İstersem, onu hemen şimdi yaparım. Hıristiyanlar, gut hastalığı, baş ağrısı ve başka nedenler bulup gelmemek için mazeret de gösteremezler. Bir tarafa Luther’i ve diğer tarafa Papa’yı oturtarak, her ikisinin de bu konsili yapmasını sağlarım”.

Osmanlılar, Protestan ve Kalvinistleri her fırsatta desteklediler. 1552’de Kanunî, Protestan Alman prenslerine gönderdiği mektupta, o tarafa bir sefere çıkacağını  ancak onların Osmanlı askeri harekât bir zarar görmeyeceğini söylüyor ve Papa ile Şarlken’e karşı onları kışkır yordu. Osmanlılar Luther ve tara arla- rıyla ilgilendikleri ölçüde olmasa da Kalvinistlerin faaliyetlerini de takip e ler. Kalvin’in ölümünden üç yıl sonra, Türkiye’den gönderilen bir mektupta, beyaz pelerinleri ve kazakları ile Prens Condé’nin emri al nda Saint-Denis’de dövüşen Kalvincilerin yiğitliği övülüyordu. Bu mektupta Osmanlı padişahı şunları söylü- yordu: “Eğer bu beyazlılar benim elimde olsaydı Dünya’yı ele geçirirdim ve beni bundan kimse alıkoyamazdı”.

Avrupa’da tehdit altında olan Protestanlar Osmanlı topraklarına sığındılar. Osmanlı hâkimiyeti altında bulunan Erdel yani Transilvanya, Kalvinist ve Unitarianların sığındığı en önemli yerdi. Birçok Protestan da Budin’e sığınarak dini inançlarını burada rahatça yaşayabildiler. Nitekim Macar kökenli bir Protestan olan Sigmund Torda, Almanya’daki Protestanların önde gelenlerinden birisi olan Philipp Melanchton’a Aralık 1545’te yazdığı mektupta, ülkesinde Protestanlığın hızla yayıldığını, bu yüzden de Osmanlıların Macaristan’ı fethetmelerinin Allah’ın bir lütfu olduğunu söylüyordu. Alman prensliklerindeki Protestanlara, Osmanlı hâkimiyeti altındaki Macar topraklarından, burada rahat bir dini hayat yaşadıklarına dair bunun gibi birçok mektup yazılmıştır. Macaristan’da yaşayan Emerius Zigerius (İmre Eszeki)’un, Almanya’daki Protestanların önde ge- lenlerinden Mahias Flacius lllyricus’a gönderdiği mektup, bunların en ilginçlerinden birisidir. Zigerius’un “Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Protestanların, Hıristiyan Avrupa’da hiç görülmeyen bir şekilde rahatça dini hayatlarını yaşadıklarını” anlattığı mektubu Haziran 1550’de Flacius’un eline ulaştı, o da bu manzum mektubu bir önsöz ilave ederek yayınladı. Flacius önsözde “Bizim sözde Hıristiyan hükümdarlar, Türklerin Tanrı’nın sadık kulları Hıristiyanları himaye ettiklerini, savunduklarını, Hıristiyanlık öğretisini yaymalarına ve uygulamalarına bile izin verdiklerini duyunca utançtan yüzleri kızarsın istedim. Benim burada sözünü ettiklerim Papa veya İspanyollar değildir. Kısa bir süre önce gerçek Hıristiyanlığı kabul etmelerine rağmen Katoliklerin kaba kuvvetinden korkup ya da çıkar umuduyla inkâr edenlerdir. İhanet edip Hazreti İsa’yı Almanya’dan tümüyle at- mak istiyorlar. Onlar Türkleri kendilerine örnek alsınlar. Bu sözde Hıristiyanlar, gerçek Hıristiyanlara en korkunç Türklerden daha kötü davranmaktalar. Türkler gerçek Hıristiyan öğretisine izin vermekle kalmayıp, Hıristiyan olmayan Kurtlara (Katoliklere) karşı da Hıristiyanlığı kılıçlarıyla savunuyorlar… Ben bu mektupla huzursuzluk yaratmayı amaçlamadım. Amacım gerçek Protestanlık öğretisine inananlara Türkiye’deki Hıristiyan kilisesini örnek gösterip onlara cesaret ve umut vermek. Kendilerini Hıristiyan olarak niteleyen yöneti cilere de Türklerin iyi niyet ve yumuşaklığını gösterip onları belki de saldırıdan ve hışımdan vazgeçirmek” diye yazmaktadır. Bu mektup ve benzeri diğer mektuplarda Türklerin Protestanlara, Katoliklerden daha iyi davrandığının anlatılması çok büyük bir propaganda aracı olarak kullanıldı.

Luther yazılarında ve vaazlarında Türk tehlikesini büyüterek Katolik baskısından kurtulup dikkatlerin Osmanlılara çevrilmesi siyasetini gütmüştü. Bu yüzden 1545’te Şarlken ve Ferdinand Türklerle barış antlaşması yapmak istediği zaman Luther büyük bir tepki göstermiş . Nitekim Osmanlılarla bir yıllık ateşkes yapan Habsburglar ilk iş olarak Protestanların üzerine yürümüşlerdi.

Şarlken, Türk saldırıları yüzünden Protestanlığın Alman prensliklerinde yayılmasını engelleyemedi. Ayrıca Habsburglar, Osmanlılar’a karşı koyabilmek için Protestan askerlerine de ihtiyaç duyuyorlardı. Protestanlar da cepheye asker göndermek için kendi dini düşüncelerinin tanınmasını şart koştular. Osmanlıların, Kutsal Roma-Cermen İmparatorluğu’na her saldırısı Protestanlığın kademe ka- deme güçlenmesini ve sonunda da 1555’te Augsburg’da tam olarak tanınmasını sağladı.

Moskova’nın Yükselişinde Osmanlı Parmağı

Osmanlı İmparatorluğu’nun XV. yüzyılda izlediği bir siyaset ise ileride kendi başına büyük bir dert açtı. Bu dönemde küçük bir şehir devleti olan Moskova Knezliği, Altınnordu’nun baskısı altındaydı. Altınordu’nun Lehistan-Litvanya ile olan ittifakına karşı Moskova, Osmanlı himayesinde bulunan Kırım Hanlığı ile işbirliği yaptı . Osmanlı İmparatorluğu Moldovya’daki konumlarının Lehistan-Litvanya tarafından tehdit edilmesi ve Altınordu’nun da Kırım’ı ele geçirmeye çalışmasından dolayı Moskova Knezliği-Kırım Hanlığı ittifakını desteklemiş . Kırım Hanı Mengli Giray’ın 1502’de vurduğu darbe ile Altınordu Devleti’nin sona ermesinden sonra, Moskova bağımsızlığını kazanarak ilk önce çevresindeki diğer Rus knezliklerini, daha sonra da Sibirya’ya kadar olan sahada ve Kafkaslar’daki Türk hanlıklarını ele geçirdi. Moskova knezleri Osmanlılarla yapılan kürk ticareti sayesinde de önemli gelirler elde etmişlerdi. Osmanlı-Rus dostluğu III. İvan’ın Volga havzasındaki Altınordu kalıntıları olan Kazan (1552) ve Astrahan’ı (1556) ele geçirmesine kadar sürdü. Osmanlı İmparatorluğu’nun dolaylı olarak yap ğı des- tek Büyük Rus İmparatorluğu’nun doğmasına yardımcı olan unsurlardan biridir.

Yalnızca Rusya değil Avrupa’daki birçok farklı devlette de Osmanlı ordusunun tesirleri görülür. Uzun süre savaşlarda süvari birlikleri ön plandaydı. Yeniçeriliğin kuruluşuyla birlikte savaşlarda piyadeler ön plana çıkmaya başladı. İspanyollar, Şarlken döneminde Osmanlı ordusundan ilham alarak “tercios” birliklerini kurdular. İspanyollar ile evlenen İtalyan kadınlarının çocuklarına askerde “yeniçeri” deniliyordu.

Macarlar, 15. yüzyılda “Hussar” adı verilen hafif süvari birliklerini Osmanlı tımarlı sipahilerini örnek alarak kurmuşlardı. Osmanlı ordusunu en çok taklit edenlerden biri de Polonyalılardı. Polonya ordusu kullandığı kılıca kadar birçok silah ve sistemi Türk ordusundan örnek almıştı.

İslâmiyet’in Mukaddes Topraklarının Var Olma Mücadelesi

Ümit Burnu’nun keşfinden sonra Portekizliler, Hint Okyanusu’nda hâkimiyet kurmuşlardı. Memlük Devleti, Cidde’ye çıkarak Mekke ve Medine’yi tehdit eden Portekizlilerin ilerleyişini durduramıyordu. Hindistan’dan mal akışı da Portekizliler sebebiyle azalmış . Bu durum Mısır’ın zenginliğinin sona ermesi demek- . Memlükler, deniz gücü bakımından zayıf olduklarından Osmanlılardan yardım istediler. II. Bâyezid’in son dönemlerinde bir filo gönderildi. Daha sonraki yıllarda artan Portekiz tehdidi İslâmiyetin iki mukaddes şehri olan Mekke ve Medine’yi tehdit etmeye başladı. Mekke şerifleri Osmanlılardan yardım istemeye kalkarlarsa da Memlük idaresi bunu engelledi. Memlük idarecilerinin, Portekizliler yüzünden azalan devlet gelirlerini arttırmak için ek vergiler ihdası bütün ülkede karışıklığa yol açtı.

Yavuz Sultan Selim zamanında bu şartlar altında Suriye ve Mısır’ı ele geçiren Osmanlılar, Hindistan ticaret yollarının önemli bir kısmına hâkim oldular. Portekizlilerin, Kızıldeniz’deki hakimiyetinin sona erdirilmesi sayesinde Hindistan’dan mal akışı Osmanlı ülkesi üzerinden Avrupa’ya yapılmaya başlandı. Osmanlıların Hint Okyanusu’ndaki mücadelesi Hindistan ticaretinin, XVII. yüzyılda Hint sularında İngiltere ve Hollanda’nın faaliyetlerine kadar Akdeniz üzerinden yapılmasını sağladı. Akdeniz’deki önemli liman kentleri zenginliklerini bir müddet daha sürdürdüler.

Kuzey Afrika Sömürgeleşmekten ve Hristiyanlaşmaktan Kurtuldu

Osmanlı İmparatorluğu’nun XVI. yüzyılda dünya siyasetine yön verecek bir duruma gelmesi Kuzey Afrika’nın tarihi gelişimini de yakından etkiledi. 1492’de Endülüs’ün son kalıntısı olan Gırnata’nın düşmesinden sonra İspanyol ve Portekizliler, Kuzey Afrika’ya yerleşmeye başlamışlardı. Osmanlı İmparatorluğu, Barbaros ile birlikte denizlerde etkin bir hâle gelince Kuzey Afrika’da, Avrupalılar- la hâkimiyet mücadelesine girdi. Habsburgların Kuzey Afrika’yı ele geçirmeleri bu bölgelerdeki Türk korsanlarıyla Osmanlıların işbirliği yapması sayesinde önlendi.

1516’da Cezayir’i ele geçiren Barbaros kardeşler, İspanyollara karşı koyabilecek durumda değillerdi. Bu yüzden Barbaroslar, Cezayir’de Osmanlı hâkimiyetini tanıyarak kendilerini sağlama almışlardı. Nitekim Cezayir’i işgal etmek isteyen İspanyollar 1541’de bozguna uğra tıldı.

1551’de Turgut Reis Trablusgarb’ı, yani Libya’yı Osmanlı hâkimiyetine soktu. Tunus 1533’te Barbaros Hayreddin Paşa tarafından fethedilmiş fakat kısa bir süre sonra kaybedilmişti. II. Selim zamanında 1574’te Sinan Paşa tarafından ikinci kez fethedildi. Osmanlı hâkimiyeti Fas’a kadar ilerlemişti . Fas’ta başlayan taht kavgasına müdahale edilerek burasının Portekiz himayesine girmesi önlendi. 4 Ağustos 1578’de Fas’ta yapılan Alkazar Savaşı’nda Portekiz Kralı öldürüldü ve bu ülkede Osmanlı himayesi dönemi başladı.

Osmanlıların Kuzey Afrika hakimiyeti kıtanın içlerinde bulunan ancak sahille ilişkileri sebebiyle İspanyol ve Portekiz nüfuzu altına giren bugünkü Nijerya, Nijer, Çad, Mali devletlerinin topraklarında hüküm sürmekte olan Bornu, Songay, Timbuktu Sultanlıkları gibi Müslüman devletlerini de kurtardı. Bu sultanlıklar Osmanlı padişahını halife olarak tanıyıp, tâbi oldular.

Osmanlılar’ın, Habsburglar’ın İspanyol kanadını Kuzey Afrika’dan uzaklaştırarak, burada hâkimiyet kurmaları, bu bölgelerin Hıristi yanlaşmasını ve sömürgeleşmesini önledi. Eğer Osmanlıların müdahalesi olmayıp, İspanyol ve Portekiz hâkimiye sürseydi bugün buralarda durum çok farklı olurdu. Akdeniz’de ve Kuzey Afrika’da hâkimiyet kuramayan Habsburglar bütün dikkat ve güçlerini Atlantik ötesindeki yeni sömürgelerine kaydırdılar. Bu durum da Amerika kıtasının sömürgeleştirilmesini hızlandırdı.

XV. yüzyılın sonlarından itibaren denizlerde büyük bir üstünlüğe sahip olan Portekiz, Afrika’nın Doğu ve Batı sahillerindeki Müslüman sultanlıklara saldırarak birçok yeri harap etmiş, bir kısmında da hâkimiyet kurmuştu. Osmanlı İmparatorluğu, Kızıldeniz’de hâkimiyet kurarak, Afrika’nın Doğusunda Mozambik’e kadar olan bölgeyi Portekizlilerin işgalinden kurtardı. Habeşistan’a hâkim olan Os- manlıların nüfuzu Kenya’da Mombasa’ya kadar yayıldı. Böylece bu bölgelerin Avrupalılar tarafından sömürgeleştirilmesi uzun süre önlenmiş oldu.

Osmanlı İmparatorluğu izlediği siyasetlerle bugünkü modern dünyanın oluşmasına bahsettiğimiz katkılarda bulunmuştur. Ayrıca Osmanlı idaresi altında asırlarca bulunmuş ülkelerin pek çok karakteristiği de bu dönemde şekillendi. Budin’den Basra’ya kadar uzanan bölgedeki dini ve etnik gruplar Osmanlı idaresi altında oluştu. Osmanlı mimarisi ve şehircilik anlayışı, hâkimiyeti altındaki birçok yerde şehirlerin şekillenmesinde önemli tesirlerde bulundu.

Osmanlı İmparatorluğu’nun hâkim olduğu sahada Arnavutluk, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Cezayir, Etiyopya, Filistin, Hırvatistan, Irak, İsrail, Karadağ, Katar, Kıbrıs, Lübnan, Libya, Macaristan, Makedonya, Mısır, Moldavya, Romanya, Sırbistan, Suudi Arabistan, Suriye, Tunus, Umman, Ürdün, Yemen ve Yunanistan kurulmuştur. Ayrıca bugünkü Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan, Polonya, Çek Cumhuriyeti , Slovakya, Sudan ve Ukrayna’nın da bazı kısımları Osmanlı toprağı olmuşlardı. Bütün bu bölgelerde yüzyıllarca süren Osmanlı hâkimiyeti günümüz dünya politikasına da etki eden derin izler bıraktı.

Nitekim günümüzde, özellikle son 15 yılda Balkanlar’da, Kafkasya’da ve Ortadoğu’da kaldırılan her taşın altndan bu imparatorluğun izleri çıkmaktadır. David Fromkin’in, New York Times’taki 9 Mart 2003 tarihli yazısı da bu gerçeği ifade ediyordu: “Bir hayalet ABD’yi pençelerine almış, rahat bırakmıyor. Bu, Osmanlı İmparatorluğu’nun hayaleti. Irak’ta, Sırbistan’da, Bosna’da, Kosova’da, Körfez Savaşı’nda, 11 Eylül saldırılarında bu hayalet bizimleydi. Osmanlı hayaletleri asla uzaklaşmadı”.

Doç. Dr Erhan Afyoncu

 

1 Comment

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*