İSTANBUL’DA

in GÜNÜN FOTOĞRAFI

Tüm hafta ter kan içinde iş ev arası mekik dokuyarak geçmişti. İş denilen şey de İstanbul’da içimizde ki tüm yaşama sevincini yavaş yavaş emip alan bir şey. Tam damarlarımızda son bir iki damla hayat enerjimiz kalıp ölmeye ramak kala gelir hafta sonu. Şanslı olanlar gider, boğazın kenarında yeşillikleri kendilerine yatak yapar, dalgaların ninnisiyle tekrar hayat dolarlar. Bahtsızlara ise bol egzoz ve katran düşer beton yığınları arasında.

Boğazın birçok hüneri de vardır. Derdini tasanı alır gidersin mesela O’na , dökersin damperli kamyonların molozlarını döktüğü gibi gizli kıyılarından. Bilirsin yüzyıllardır her sırrı sakladığı gibi seninkini de saklayacaktır sinesine. Tüm şehirlerin lağımını bile boşaltsan içine asmaz yüzünü, yine bakar sana pırıl pırıl mavi mavi. Hangi dost hangi sevgili bu güne değin bu kadar dinlemiş seni de buruşturmamış yüzünü. Ben de hep başım sıkışınca, içim içime ya dertten ya mutluluktan sığmayınca koşarım mavi kollarına. Neyle gitsem bilirim ki kucak açar bana. Florya’dan neşemi aşkımı, Galata’dan rakımı, Haliç’ten derdimi dökerim ona. Bazen de sıcak yaz günleri gelir kucaklaşırız, kavuşuruz Riva’da. Akşama kadar dalgaları ile oynaşır eğlenir, yorgun düşeriz ve kavuşuruz geceye ki en güzel anlarımızı paylaşırız sahilde ateş başında çekirdek ve çayla.

Hepimizin maskelerinin düştüğü yerler vardır. Çocukken “ büyüyünce ne olacaksın” sorulularıyla üstümüze biçilmeye başlayan, büyüdüğümüzde de bize olup olmadığına bile bakmadan giydiğimiz elbiselerimizden soyunduğumuz zamanlar vardır. Hepsi İstanbul’da sokak aralarında saklıdır. Bazen başıboş bazen de sevgililerimiz ile yürürken bir anlık bulutların arasında parlayan güneş gibi görünür bize gerçek kendiliğimiz. Öyle zamanlarda aklımıza bile gelmez selfie’mizi çekmek, halbuki en çok o zamanları çekmeli insan kim olduğunu hatırlamak için. Geri kalan zamanlarda çekilenler sanki hep hayatta olduğumuzun kendimize ispatı içindir sanki.

Ben hep sevgililerimi tanıştırmaya İstanbul’a götürürüm .Çünkü insan yalan söyleyemez O’na neyse O’ dur gezerken sahillerinde ve ancak kendi gibi yürür sokaklarında. Ne olmak istediği insan kılıfına bürünebilir göz boyamak için, ne de kandırabilir karşısındakini süslü laflarıyla. En gerçeğinden yaşanır hayatlar o sokaklarda.

Kim bilir belki bir gün biz de buluruz kendimizi sahilde uzanmış umarsız bir kedinin bakışlarında veya sonbaharda bulutların arasından bir anda göz kırpan güneşin sıcaklığında .

Yazı : Pelin Karaca

Fotoğraf : Yusuf Karuç

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*