KASIMPAŞA

in İSTANBUL

GÜZELCE KASIM PAŞA CAMİİ CAMİ-İ KEBİR

Kasımpaşa, Byzantionlu Dionysius’un açıklamasına göre MS II. yüzyılda “Khoiragia” adıyla anılan bölge notos [lodos] rüzgârlarına açık, ağaçlarla kaplı bir alandır. Buendelmonti’nin 1422 tarihli gravüründe ise Kasımpaşa, Piyale Paşa Vadisi ile Dolapdere Vadisi boyunca gelişen iki derenin birleşmesiyle oluşan bir su yoluyla kendini belli etmektedir. Bölge, Galata Surları’nın dışında üzerinde dendanları seçilen bir kule [muhtemelen Hipposthenes’in anıt mezarı] ve bir yel değirmeniyle tarif edilmiştir. Herhangi bir iskan izi görülmemektedir.

Fatih’in şehri fethiyle birlikte Kasımpaşa bölgesi iskâna açılır. Evliya Çelebi Fatih Sultan Mehmed’in bölgenin mamur hâle gelmemesi için çaba gösterdiğini, tersane, bir kaptanpaşa divanhanesi ve bir cami yaptırdığını söyler. Kasımpaşa Evliya Çelebi döneminde yirmialtı mahalleden teşekkül eden bir şehir gibidir. Evliya Çelebi, yerleşik halkı üç grup içinde değerlendirir. Önde gelen grup asker, özellikle deniz askeridir. Diğer bir grub ise esnaf ve bağcılıkla uğraşmaktadır. Üçüncü grubu ise tüccar ve gemi marangozları oluşturmaktadır. Bunların dışında yer alan ufak bir grup ise ilim erbâbı ve dervişlerden teşekkül etmektedir. İsimleri ile belirtilen onüç cami ve dört mescidin yanı sıra iki medrese, yetmiş sıbyan mektebi, iki darülkurrâ, yirmi bir adet tekke ve beş adet hamamı olduğu da kayıt edilmiştir. Kasımpaşa bölgesinin yoğun bir şekilde iskân edilmesi Kanuni Sultan Süleyman döneminde gerçekleşir. Devrin vezirlerinden Kasım Paşa, Piyale Paşa, Ferhad Paşa ve Ayas Paşa bu bölgede nice evler, hayır eserleri yaparak semti geliştirirler. Günümüzde Büyük Camii / Cami-i Kebir adıyla anılan bu ibadethane de bu dönemde yapılır. Kıble duvarı, eskiden büyük kayıkların Piyale Paşa’ya ulaşması için genişletilen kanala bakmaktadır. Şimdilerde Bahriye Caddesi adıyla anılan genişçe yol, XIX. yüzyıl sonlarına kadar zaman içinde gittikçe dolan bir dere yatağıdır. Caminin ana girişi eski Kasımpaşa Muvakkithane Caddesi’ndendir. Doğusundaki Potinciler Sokağı ile batısındaki Kasımpaşa Camii sokağından da birer tâli giriş bulunmaktadır. Evliya Çelebi Koca Kasım Paşa Camii’nin kare planlı, tahta kubbeli, tek katlı [tahtani] eski bir cami olduğunu, tek şerefeli, ölçülü bir minaresi bulunduğunu anlatır. Avlusu çınar ve dut ağaçlarıyla süslüdür. İmaret olarak yapılan bir bölümü hastane olarak kullanılmaktadır. Avlusunda bir de mahkeme vardır. Mimar Sinan tarafından H. 940 [1530-1534] yılı içinde tamamlanan yapı, dönemin Anadolu, Mısır ve Rumeli Beylerbeyliği görevlerinde bulunan, III. Vezir Güzelce [Koca] Kasım Paşa tarafından yaptırılır.

Sultan II. Bayezıd’ın kölelerinden birinin oğlu olan Kasım Paşa, sarayda yetişip, rikâb ağalıkları görevlerinde bulunduktan sonra, H. 922 [1516] tarihinde Hama mutasarrıflığı ile saray dışı görevlerine başlar. Sırasıyla Adana, ardından Anadolu ve Rumeli Beylerbeyliği görevlerinde bulunur. H. 929 [1523]’de Mısır Valisi atanır, kısa süre sonra azledilir. H. 930 [1524]’de ikinci kere Mısır valisi, daha sonra Budin [Budapeşte] valisi olur. H. 937 [1530-1531] tarihinde Mora Sancağından emekli olup, H. 939 [1532-1533] tarihinde İstanbul’da vefat ederek, vasiyeti üzerine Gelibolu’ya defnedilir.

Güzelce Kasım Paşa’nın Mimar Sinan’a yaptırdığı ve büyük oranda ahşap olan yapı, 1721 yılında yanar. Caminin mütevellisi Hekimoğlu Ali Paşa’nın kardeşi Feyzullah Bey yanan yapının kısa sürede onarılmasını sağlar. XIX. yüzyılda tekrar yanan yapı, bu kez Sultan Abdülaziz tarafından devrin mimari anlayışına uygun olarak kubbeli ve çifte minareli olarak yeniden yaptırılır. Ancak cami bugünkü haline esas olarak Sultan II. Abdülhamid [1876-1909] döneminde 1891 tarihinde yapılan onarımla kavuşur.

Ana mekânı kare planlı olan caminin, sağ ve solunda daha alçak kütleli birer ibadet mekânı daha bulunmaktadır. Bu özelliği ile devrin diğer cami yapılarından farklı bir planlama anlayışı göstermektedir. Bu yorum tarzı cephe düzeninde de kendini belli eder. Cami esas kütlesinin dört köşesine konan ve dünyayı simgeleyen dört taş küre ve üçgen bitişli üst pencereler farklı bir denemeyi günümüze taşımaktadır. Ana mekânın her iki yanındaki alçak hacimlere, esas kütleden dışa doğru çıkıntı yapan ve dörder kolona oturan, Bursa kemeri benzeri kemerle geçilen birer hacimden girilmektedir. Caminin esas girişi ise, son cemaat bölümünün önünde yer alan ve altı kolona oturan, kurşun kaplı bir sakaftandır. Ana mekâna kuzey yönünden girişte iki katlı bir son cemaat bölümü bulunmaktadır. Son cemaat bölümün üst katı kadınlar mahfili olarak ayrılmış olup, bu kısma sağ köşedeki merdivenden ulaşılmaktadır. Caminin içi ferah ve aydınlıktır. Kıble cephesinin aksındaki mihrap mermerdir; üzerindeki süslemeler renklendirilmiştir. Sağ köşede mermer bir minber, doğu cephesinde ise mermer vaîz kürsüsü bulunmaktadır. Kubbe dört köşede oluşturulan pandantiflerle duvarlara intikal etmekte olup, sekiz dilimlidir. Yapının içindeki görünüş farklı mimari anlayışı daha açık bir şekilde görmemizi sağlar. Klasik dönem kemerlerine benzeyen zemin kat pencere açıklıklarına karşılık, orta pencere düzenindeki kemerler bozuk birer yarım dairedir. Üçüncü sıra pencereler ise dönemin benzer yapılarına göre çok farklı olup, orta akstakiler üçgen kemerle bitmiş, onların yanlarındakiler ise tam üçgen olarak oluşturulmuştur. Caminin içi yoğun bir kalemişi süslemeyle kaplıdır. Devrinin süsleme anlayışına uygun olarak büyük ebatlı motifler görülmektedir. Gölgeli kalemişi denilen bu süsleme tarzı, özellikle XIX. yüzyılın ikinci yarısında batılı ustalarca kullanılmaya başlanması ile rağbet görür hale gelmiştir.

Eskiden Kasım Paşa Camii sokak boyunca çeşitli dükkânlar bulunmaktaydı. Son yıllarda Beyoğlu Belediyesi tarafından cami avlusu bu yapılardan temizlendi. Yeni adıyla Bülent Demir Caddesi’nden yüz alan su sarnıcı ve H. 1149 [1736] tarihli Feyzullah Bey tarafından yaptırılan çeşme onarıldı. Bu onarım sırasında çeşmenin orijinal kotuna inilerek, cami avlusu ile bağlantısı sağlandı. Anlaşıldığı kadarıyla, XVIII. yüzyıldan günümüze avlu kotu elli santim kadar yükselmiştir.

Cami avlusunda evvelce var olduğunu bildiğimiz mahkeme binasından bugün eser yoktur. Buna karşın avlunun Bahriye Caddesi’nden yüz alan doğu köşesinde sekizgen planlı, dört açıklı rokoko üslubunda, şimdi imam odası olarak kullanılan, H. 1312 [1892] tarihli bir sebil, batı köşesinde ise caddeye dört penceresi bulunan bir muvakkithane bulunmaktadır. Avlunun orta bölümünde, giriş aksından biraz batıya doğru kaçık, sekiz kolana oturan kurşun kubbeli bir çatıyla örtülü şadırvan ile kuzey batı köşesinde, dikdörtgen planlı, üç yüzlü, uzun kenarlarındaki beşer mermer kolonla taşınan kiremit örtülü bir abdest alma yeri mevcuttur.

Güzelce Kasım Paşa Camii devrinin benzer yapılarına göre çok farklı bir mekân anlayışı yansıtmaktadır. Dış görünüşünün ağır olmasına karşılık içi ferah ve aydınlıktır. Bir padişah yapısı olması nedeniyle çifte minarelidir. Minare şerefeleri son onarımda orijinal hale getirilmiştir.Güzelce Kasım Paşa’nın XVI. yüzyıldan günümüze ulaşan adını, Sultan Abdülaziz’in katkısıyla yaşatmaya devam etmek bir ulus için övünülmesi gereken bir devamlılıktır. Umarım ve dilerim ki Mimar Sinan’ın dediği gibi dünya durdukça Güzelce Kasım Paşa Camii ayakta kalsın ve Camii Kebir Mahallesi’ni renklendirsin.

Yazı : Sinan Genim

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*