KRAL BYZAS’IN ŞEHRİ : BYZANTION

in İSTANBUL

İstanbul, günümüze kadar onlarca kez isimlendirildi. Byzas’ın Byzantion’u, Büyük Konstantin’in Konstantinopolis’i, Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’sinin Kostantiniyye’si (birçok cildinde İslambol olarak kullanılmış.), Osmanlı döneminin Dersaadet (Mutluluk Kapısı)’i veya Payitaht (Tahtın Ayağı veya Başkent)’ı, İstanbul olarak ise 1928’de Latin harflerine geçildikten sonra Türkçeleştirilmiştir.

Asıl konumuz olan Kral Byzas’ın Byzantion’unu dilimiz döndüğü kadarıyla anlatmaya başlayalım.

Fransız gezgin Pierre Gilles (1490-1555)’e göre;
“İstanbul Boğazı, Byzantion’un kurucusu Byzas’tan daha büyük ve daha önemli olup, Byzantion’un ilk yaratıcısıdır.”

Pers Kralı I. Dareios’un komutanı Megabazos, Pers hakimiyetinde olmayan kentlere sefer düzenlemeden önce Byzantion’u ziyaret eder. Kalkhedon (Kadıköy) kentinin Byzantion’dan 17 yıl önce kurulduğunu öğrendiğinde Byzantion’un konumunun mükemmelliğine şöyle vurgulamış:

“Kalkhedonlular o zaman kör olmalıydı, zira kör olmasalardı, kentlerini kurmak için ellerinin altında daha güzeli varken daha kötü bir mevkiyi seçmezlerdi.”

Argos Kralı Inakhos’un Kızı Io, kentin Hera Tapınağı’nın rahibelerinden biridir. Bir gün Zeus, Io’yu görür ve aşık olur. Genç kızı sık sık ziyaret etmeye başlar. Fakat kısa bir süre içinde Hera, Zeus’un Io’ya olan aşkını anlar. Tanrıçanın kıskançlığı zamanla öfkeye dönüşür. Bunun üzerine Zeus sevgilisini, eşinin öfkesinden korumak için bir ineğe dönüştürür. Hera’ya bu hayvanla hiçbir şekilde ilişkiye girmeyeceği konusunda söz verir. Ancak tanrıça Zeus’un sözlerine inanmaz. Havyanın kendisine verilmesini ister ve Io’yu alır.

Hera kızı, dev Argos’un gözetimine verir. Bu durumdan rahatsız olan ve hamile olan sevgilisini korumak için Zeus, habercisi Hermes’i yollar ve lir çalarak Argos’u tamamen uyuttuktan sonra kafasını keserek, öldürür.

Buna kızan Hera, Io’yu tahrik etmek için bu kez ona bir at sineği musallat eder.

Bir yandan doğum sancısı çeken diğer yandan başına Hera’nın musallat ettiği sinek tarafından rahatsız edilen Io, bu şekilde Trakya üzerinden geçerek uzaklaşır. Sinek, kızı Kydaros (Alibeyköy deresi) ile Barbyses (Kağıthane deresi) ırmaklarının yakınına kadar kovalar. Burada Zeus ile olan ilişkisinden Keroessa isimli bir kız çocuğu olur. Bebek, annesinin değişiminin işaretini taşır, alnının her iki tarafında boynuza benzer çıkıntılar vardır ve bundan dolayı Keroessa (boynuzlu) ismini alır.

Bebeği, Semystra adlı kadın bularak evlat edinir (Başka rivayete göre Semystra adlı kadın bir su perisi “Nais nymphası” olduğu yönündedir.).

Denizler tanrısı Poseidon Keroessa’nın güzelliğine vurulur ve aşık olur. Genç kızın Poseidon ile olan ilişkisinden, bir tanrı gibi saygı gören insan, Byzas adında bir oğlu doğar.

Dionysios Byzantios’un “Boğaziçi’nde Bir Gezinti” kitabında Byzantion’un kuruluşunu bize şöyle ifade eder:

“Byzas doğdu ki, Byzantion adını ondan almıştır. Semytra adlı yerde neredeyse bir şehir devleti kurulacaktı. Çünkü yerleşimcilerin önderleri burada bir kent kurmaya karar verdiğinde, bir karga alevlerin arasından kurbanın bir parçasını kaparak,yükseklere uçmuş ve Bosporos Burnu’na (Saray Burnu) götürmüş. Bu işleri bilen Hellenler, bunun Apollon’dan gelen bir işaret olduğu sonucuna varmıştır. Yüksek bir yerden olanları gören çoban, onlara karganın, kapıp kaçtığı kurban parçasını nereye götürdüğünü söylemiş. Onlar da (tanrının gönderdiği) işareti takip etmişler.”

Bir diğer Antik mitolojisi ise şöyle başlar;

Yıllar sonra Byzas Megara Kralı olur.

Yüz yıl kadar önce ataları İtalya’da gördükleri baskı üzerine kaçarak Yunanistan’a gelmişler ve kıyıda Salamis ismini verdikleri ufak bir şehir kurmuşlar. Yalnız ufak şehir dışarıdan gelen saldırılara açık olduğu için, iç kesimlere Atina’ya daha yakın bir yer bulup, orayı başkent yapmışlar. Başkentin ismini Megara olarak isimlendirmişler.

Birkaç hafta önce Atina şehrinin elçileri Byzas’ı ziyarete gelmişler ve bölgedeki birliği sağlamak için Megara’nın Atina Şehir Devleti’ne katılmasını istemişlerdir. Kral, hem zengin hem de güçlü bir orduya sahip Atina’ya karşı koymanın güç olduğunu bilmektedir.

Kral, minik sarayın çoğunlukla yaşlılardan oluşan meclisini toplantıya çağırır. Toplantıda gelen teklifi meclisin değerlendirmesi için açık açık anlatır. Çoğunluğu yaşlılardan oluşan meclis teklife olumlu bakar. Kral bu görüşü içine sindiremeyip, toplantıyı kapatır.

Sonraki haftalarda geçmişi de düşünerek uyku uyuyamaz olur. Bunu gören kraliçe, kralın davranışlarından huzursuz olur. Kral’a “Sevgili eşim neden böylesin, eğer bir derdin varsa benimle paylaş” der.

Kral, karısına toplantıda olanları anlatır. Meclisin teklife olumlu bakmasını hazmedemediğini ifade eder.

Kraliçe, krala Delfi’deki Apollo Tapınağı’ndaki kahinden yardım istemesini söyler. ‘Sana yol gösterici olur’ der.

Kral ertesi gün Delfi’ye gitmek için hazırlanır. 2 gün at sırtında, 1 gün dağa tırmanarak 3 günde tapınağa varır.

Tapınakta baş kahinle görüşür. Kral başından geçen her şeyi anlatır.

Kahin krala döner:

“Tanrı senin alnına başka şeyler yazmış. Onu yerine getirmelisin. Zor günler geçiriyorsun. Halkını alıp kuzeye doğru uzun bir yolculuk yap. Unutma kuzeye doğru gideceksin. Bir boğazdan içeri gir. Sonra Körler Ülkesi’nin karşısına yerleş. Unutma Körler ülkesi! İşte orası senin evin.”

der.

Krala tapınaktan çıkarken kahin kısık sesle son sözünü söyler:

“Dünya seni binlerce yıl anacak.”

Byzas ülkesine dönerken kahinin dediklerini düşünür. Ülkesine geldiğinde herkese Körler ülkesini sorar ama cevap bulamaz. Kahinin ona kuzeye git demesi aklına gelir. Hemen emirname çıkarır. Kuzeye seyahat edeceklerin başvurması istenir.

Yolculuğa çıkmadan önce mevcut olan gemiler elden geçirilir. Kişi sayısının artması nedeniyle yeni gemiler inşa edilir.

Yol boyunca yanlarına ihtiyaç duyulacak kadar yiyecek ve giyecek, ayrıca hayvanlar da alınır.

Kaptanlık gemisine hazinenin bir kısmı yüklenir.

Byzas, gelmek istemeyen 2. oğluna yönetimi bırakır.

Yaklaşık 2 yıl süreyle kuzeye giderler, çeşitli limanlarda durarak hem Körler ülkesinin yerini sorarlar hem de altın karşılığı erzak temin ederler.

Şiddetli fırtınalar gemilerden bir kısmını denizin altına gönderir. Geri kalan diğer gemilerde de özellikle kadın ve çocukları kaybederler.

Bir sabah uyandıklarında boğazın sağ tarafında bir yerleşim yeri ,sol tarafında ise her tarafı ağaçlarla kaplı, şırıl şırıl akan suları görürler ve öten kuşların seslerini gemilerinden duyarlar.

Bunun üzerine Byzas karısına döner:

“Şimdi kahinin söylediklerini anladım. Böylesine dünyanın en güzel yerini bırakıp karşıya yerleşmek için kör olmak lazım. Orası Körler ülkesi. Bizde onun karşısına yerleşiyoruz.” der.

M.Ö 677 yılında Eminönü, Sirkeci, Topkapı ve Ayasofya’yı içine alarak bir şehir inşa ederler. Bu yeni kurulan minik şehir Byzas isminden esinlenerek Byzantion ismini alır.

Şehir stratejik konumundan dolayı hızla gelişir ve zenginleşir. Zenginleşmesini gören diğer devletler, şehri işgal etmeye başlarlar.

Byzantion önce M.Ö. 479 yılında Spartalı General Pasuanias yönetimindeki ordu tarafından ele geçirilir. Ancak 2 sene sonra Spartalılar halk tarafından kovulur.

Daha sonra M.Ö. 339 yılında Büyük İskender’in babası Philippos tarafından işgal edilir ama ele geçirilemez.

Makedon Kral Philippos ve Byzantion’un yetiştirdiği önemli kişilerden Leon ile ilgili antik çağlardan günümüze kadar ulaşmış anekdotlar vardır. Bu anekdotlardan biri şöyledir:

“Philippos ordusuyla şehrin kapılarına dayandığında Leon elçi olarak Makedon kralın kampına gider ve şehirden ne istediğini sorar. Kral da kentin güzelliğine aşık olduğunu ve bir aşık olarak kenti ziyaret etmek istediğini söyler. Leon yanındaki askerlerin silahlarını göstererek, aşıklar sevdiklerine mızrakla değil flütle aşkını belli ederler.”

Şehir Roma İmparatorluğu dönemine kadar birçok kez işgale uğrar.

Yazı : Halil Karut

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*