MERHABA

in İBRAHİM YAVUZ ZARİFOĞLU

İstanbul’u niçin anlatıyorum, niçin resmediyorum, niçin azizleştiriyorum, özellikle niçin şiirleştiriyorum; evet, bu soruların cevaplarını “İstanbul söyleşilerinde” kırık dökük de olsa ifadelendirmeye birkaç nesil bir İstanbullu olarak gayret gösteriyorum..

Sanal âlemde görselliğin etkisi malum. Görsellik ayrı bir İstanbul bilincinin gelişmesine daha farklı olumlu bir katkı sağlıyor. Bu yüzden İstanbul içerikli yazıları mümkün olduğunca daha felsefi anlamda daha ışıltılı kelimelerden seçme hassasiyetinde olacağız. Olacağız diyorum : bir İstanbul sevdalısı olarak gördüğüm Yusuf KARUÇ Bey kardeşime yazılar göndermeyi söz verip İstanbullu yazıları paylaşacağımız için..

Değerli İSTANBULLU takipçisi kardeşlerim/ dostlarım… Bundan böyle İstanbul yürekli yazı ve şiirlerle huzurlarınızda olmaya ayrı bir gayret göstereceğiz.
Medeniyetler, sanat edebiyat, mimari ve kültürün üzerinde doğarak yaşamını devam ettirir. Ve geriye muhteşem sayılacak baki eserler bırakır. Eser sizi medeniyetin yüreğine doğru götürür, kapısına getirdiği noktada sizden ayrılır ve medeniyetin muhteşem izini,mazisini seyretmenizi sağlar ama bu seyrettiğiniz anla sınırlı ve medeniyetin ilerisindeki bir tarih penceresinden bakıştır sadece. Bakış zamanı getirmez ancak zamanla ilgili kayıt ve bilgiler sunar.
Bir nevi yoğunlaşmış anlam. Anlam sizi doğrudan zamana taşır. Zira zamanla igilidir. Burada zaman çok boyutlu bir kavram olarak düşünülmelidir. Zaten zamanla-anlam insanı olabildiğince derin düşünüm açılımlarına götürür. Her anlamın zamanı-her zamanın anlamı kendi hakikat algılarına göre değerlenir. Zira zaman varlığın ve anlamın en derinleşmiş boyutudur.

Sultan Fatih’’in görsel anlamda filmi çevrilebilir ve askerleri adına rol alınabilir. Ancak bu bir filmdir ve roldür. Çünkü İstanbul fethedilmiş Peygamberi övgü Fatih’e ve askerlerine yansımış onları kucaklamıştır.O anlamda tarih işlevselliğini zamana yüklemiştir ..
Burada zamanın izafi oluşu veya zaman kavramının diyalektiği ile kurgular sunmak niyetinde değilim.
İfade etmeye çalıştığım ; yaşanılan anın kendine has bir olgu içerdiği , kendine has bir yürek işleyişi ve mekansal tarzı olduğunu ifadelendirmektir..
Geçmişe dönük her yaşanılan olay bunu ibadet kapsamından eğlenceye kadar genelleştirebiliriz mazi sığasının paradoksuna ilintiyebilirsiniz. Daha çıplak ve yalın bir ifadeyle yazmam gerekirse “geçmişe ait hiçbir şey şu an da veya gelecekte yaşanılamaz”.Bu hayatın yaşam kurgusuna ters ve anlamı olmayan bir izafi yaklaşımdır. Bu yüzden İstanbul’a veya kadim şehir kabul edebileceğimiz hangi şehir ise onun güzelliklerini geçmiş dönem ve zaman adına yaşama saadetini, terennüm etme zevkinden ileri değildir.Bu bir şiirdir,bir resimdir, bir mimaridir veya çok daha farklı bir estetik değerde sanat eseridir. Ancak sanat paradoksu içerisinde tarihten güne uzanan tarih kayıtlı bir eserdir..

Mekanı kullansanız da, seyretseniz de. Size yansıyan tarihin hoş bir bakışı ve tebessümüdür sadece. Zira kullanılan mekan maziye ait olmakla birlikte yaşam bu ana ait olan olgu.
Bizansın kuruluşundaki bilgilerin tamamı bizler için bir tarihtir. Kostaninin İstanbul adına yaptığı her gayret ve adına izafe edilerek söylenen Kostantinapolis de bizler için bir tarih ve yine II.Teodossisun surları genişletmesi de.
Sonra ulu hükümdar Fatih’in şehrin kapılarını aralayarak bizlere yadigar bıraktığı bu kutlu şehrin her taşı ve yaşanılan her güzelliği bizler için yine birer tarihtir.
Bizler ancak o günlerden bizlere yadigar bırakılan tüm ilmi ,ahlaki ve mimari güzelliklerin estetiğe yansıyan güzelliklerinden ders ve feyz alarak ileriye daha ileriye gitmenin heyecanını yaşamaya çalışacağız.
Günümüz modern kavramlar ve terminolojisi ne ise onun penceresinden bakarak zamanı akuple etmeye özen göstereceğiz. Yoksa Bir İstanbul klasiği olan Nedim olmaya çalışırsak kırık bir aynaya bakarak yüzümüzde olmayan kırışıklıkları görmenin sıkıntısını yaşarız hepsi bu..

Nedim’i bilelim.Bakî’yi bilelim.Fuzuli’yi bilelim.Akif’i bilelim.Zarifoğlu’nu bilelim,Orhan Veliy’i,Yahya Kemal’i ,Nazım Hikmet’i ,Üstad Necip Fazılı,Sezai Karakoç’u bilelim..Yüreğimizin en heyecanlı en görkemli ruhuyla yaşayalım, yaşatalım..Ama tarihin bize yansıyan görkemi içerisinde.
İstanbul üzerine ,İstanbul’un kültürü, erişilmez mimarisi ve tarihi üzerine bilgi edinme adına kendimce çok gayret gösteriyorum./göstereceğiz ; bu İstanbullu olmanın dinmeyen heyecanı ve hiç sönmeyecek bir mes’âlesidir.
Menfi olaylar ve gelişmelerin İstanbul’u üzdüğünü ve bizlere de acı tahassürler bıraktığının hiç şüphesiz bilincindeyiz..yeri geldikçe bunları da en yüksek perdede kelâm eyleyeceğiz. Zaman zaman daha önceleri gördüğüm, yaşadığım bir çok yerin yeni sevimsiz mimarilerle doldurulmuş olduğunu, dikey monolitler/devasa beton kuleler haline dönüştüğünü görmem hiç şüphesiz beni büyük tahassüre sevk ediyor; üzülüyorum fakat realitenin ,gerçekliğin sert ve haşin yüzünü ve yaşanılan o anların bir daha yaşamayacağımın bilinci içerisinde susmayı tercih ediyoruz-şimdilik-.
Devlet i Aliyyey i Osmanlı ruhuyla modern İstanbul’ u görmeye o ruhu canında deruni yaşamaya gayret eden biri olma adına..
Bir girizgah ve önsöz saadetinde olmak dileğiyle..
En kalbi selâm ve saygılarımla..

İbrahim Y.ZARİFOĞLU

ibrahimzarifoglu@istanbullu.tv

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*