SEÇİM TARİHİMİZDEN MANZARALAR

in SİYASET

OSMANLI’DAN CUMHURİYETE SEÇİM TARİHİMİZDEN MANZARALAR

 

Bu yazıda 1908’de ilk çok partili seçimi ve Türkiye’de sonraki yıllarda yapılan seçimleri takip ederek 1990’ların başına kadar geleceğiz. Malzememiz seçim kitapları, afişler, sloganlar, seçim anketleri, şarkılar, mizah dergileri, farklı seçim dönemlerinde ön plana çıkan olaylar, satışmalar ve bunlara verilen yanıtlar gibi oldukça renkli.

1908 Seçimlerinden: Osmanlı’da İlk Çok Partili Seçim, İlk Oy Pusulası

Tarihimizdeki ilk çok partili seçimler, 1908 sonbaharında yapılmıştı. Bu seçimlere İttihat ve Terakki Cemiyeti ile Prens Sabahattin taraftarlarının 14 Eylül 1908’de kurduğu Ahrar Fırkası katılmıştı.

İstanbul’da mebus seçimleri için oylar, 11 Aralık 1908’de Büyük Postane Binası’nda kullanıldı. İttihat ve Terakki Cemiyeti işi şansa bırakmak istememiş (!) ve binanın Birinci Nişancı Taburu tarafından korunmasını sağlamıştı. Aslında bu önlem, ikinci seçmenlere verilen bir gözdağı niteliğindeydi. Seçimler, ordunun “manevi baskısı” altında geçmişti. Dolayısıyla İttihat ve Terakki listesi İstanbul’dan tulum çıkarmasına şaşmamak gerek.

Ahrar Fırkası yalnızca İstanbul’da örgütlenebildiği için seçimlere yalnızca İstanbul’da katılmıştır. Ankara’da bir aday kendi çabası ile Ahrar Fırkası mensubu olarak meclise girmişti. 1908 seçimlerinde her iki partinin listesinde aday olarak yer almak mümkündü. Bu nedenle Ahrar Fırkası’nın listesinde yer alan dört aday bu listeden seçimleri kaybetmişler, ama İttihatçıların listesinde de oldukları için seçimi kazanmışlar, mebus olmuşlardı.

 

1919 Seçimlerinden: Sosyalistler ve “İntihab İçin Amele İçtimaı

İstanbul’da Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Partisi’nin önderliğinde işçi, çiftçi ve solcular bir toplantı yaparak gerçekleşecek seçimlere ilişkin bir tavır belirlemeye çalışmışlardır.

Seçimler nedeniyle toplanıp, kendi gelecekleri konusunda ilk kez bir toplantı yapılması katılanları heyecanlandırmıştır.

O kadar ki kendi sorunlarını tartışmak ve karar vermek için bir araya geldikleri 24 Ekim gününü her yıl tekrarlanacak bir kutlama günü olarak kabul etmişlerdir. Aşağıda bu konuda Kurtuluş dergisinde yer alan haber bulunmaktadır.

“Teşrin-i Evvelin 24. Cuma günü İstanbul’da bulunan işçi ve ameleler Şehzadebaşı’nda iki bin kişilik bir içtima akdettiler. Bu içtimaa pek çok amele cemiyetleri ve işçi sendikaları iştirak eylediği gibi ‘Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist’ Partisi de rehberlik yaptı.

Amelenin içinden çıkan hatipler nutuklar irat ettiler ve intihapta işçi hukukunun muhafazası hususunda yek vücud olmağa söz verdiler. Ameleden Süleyman, Osman Alp ustalarla İhsan yoldaş hazurunu benliklerini tanımak için tehyiç eylediler nihayet Doktor Şefik yoldaş bir karar okudu. Hülasaten şöyle idi:

1-İki dereceli usul-i intihap burjuvaziye ve makam sahibi olanlara müfit olup işçi sınıflarının hukukunu sıyanet edemediğinden usul-i hazır intihabı protesto ederek ilk Meclis-i Mebusana doğrudan doğruya müsavi ve gizli ve nispi intihap usulünü kabul eden yeni bir kanun layihasının verilmesini talep ederiz.

2-Aramızdan ayıracağımız murahhaslar içtima ederek lazım gelen makamlara anlatacak ve amelelerin toplu bulunduğu yerlerde intihab sandıkları vazına çalışacaktır.

3-İstanbul proletaryası nazar-ı dikkate alınınca üç mebus çıkarabilecektir. Bunun nazar-ı dikkate alınması için lazım gelen teşebbüsat yapılacaktır.

4-Memleketimizde amelenin ve işçinin bir araya toplanarak kendi menfaatlerine ait ilk kararı verdiklerine tesadüf eden bugünün mübecceliyeti tasdik ile alkışlanır ve her sene tesmiye edilmesi kabul edilir.

Sosyal Demokrat Fırkası namına gelen zat kısa bir nutukla Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkasının muvaffakıyetini tebcil eyledi. İşçi murahhasları bilahare yine toplandılar ve intihabda beraberlik lüzumunu uzun uzadıya hararetle konuştular. Nihayet bir sosyalist birliği yapmaya karar verdiler.

Türkiye sosyalist tarihinde şayan-ı dikkat bir hareket olan Ferruh Tiyatrosu içtimaından yevmi gazeteler uzun uzadıya bahsettiler; Hususiyle İkdam, Vakit ve İfham gazeteleri büyük sütunlar tahsis eylediler.” [“İntihab İçin Amele İçtimaı” Kurtuluş No:3 (20 Teşrin-i Sani 1919) arka iç kapak.]

1919 Seçimlerinden: İlk Osmanlı Sosyalist Mebusu Numan Usta ve Vaatleri

Osmanlı Parlamentosundaki ilk sosyalist mebus kabul edilen Numan ustanın seçim vaatleri ve düşünceleri dönemin gazetelerinden İleri‘de [21 Kanun-i Evvel 1335/1919] yayınlanmıştır. Bir kısmı şöyledir:

“Harpten evvelki usul-i idaremiz emperyalizm şeklinde olduğundan amelenin inkişafına katiyen müsait değildi. Binaenaleyh Meclis-i Mebusanımızda amelelerin ilk mümessili sıfatıyla bulunduğumu nazar-ı dikkate alacak ve onların inkişaf-ı içtimaiyelerini temin ve kapitalistlerin elinde duçar oldukları felaketleri azaltacak esasatı müdafaa edeceğim. Bu suretle bütün cihan-ı medeniyete karşı Türkiye’de de hakiki bir sosyalistlik mukaddematını irae ederek amelenin hayat-ı içtimaideki mevkiini tarsine çalışacağım…

Taşradan gelecek olan mebuslar arasında bulunacak olan çiftçiler istihsalatını dâhil-i memlekete fazla fiyatla satmak isterler. Hâlbuki biz amele zümresi merbut ve bugünkü mevkii de ayni zümreye medyun bulunduğumuz için her şeyi ucuza tedarik etmek isteriz. İşte yalnız bu keyfiyet itibariyle nokta-i nazarlarımız ayrılır. Fakat halk ve memleket düşüncesi hususunda birleşiriz.”

1923 Seçimlerinden: Kadınlar Halk Fırkası

Türkiye’de kadın haklarının elde edilmesi bir ihsan olmaktan çok, bizzat kadınların yürüttükleri etkili bir mücadelenin ürünüdür. 1923 seçimleri bu açıdan önemlidir. Bu dönemde kadınlar siyasal haklara sahip olmak konusunda kamuoyu oluşturmak, toplantılar düzenlemek, dernekler kurmak, konuşmalar yapmak ve yazılar yazmak gibi yoğun bir faaliyette bulunmuşlardır.

Kadın hareketine öncülük eden isimlerin başında Nezihe Muhittin ismi dikkat çeker. Nezihe Muhiddin Türkiye’de kadınların siyasal haklarını elde etmeleri konusunda cesaretle mücadele vermiştir.

Yaptığı önemli işlerden biri 1923 yılında Kadınlar Halk Fırkası’nı kurmasıdır. Üstelik bu parti henüz Halk Partisi, (sonraki ismiyle Cumhuriyet Halk Partisi) kurulmadan önce kuruluş çalışmalarını tamamlamış ve dilekçesini vermişti. Ancak faaliyetine izin verilmedi. Üstelik bu girişim de dönemin “erkekleri” tarafından alay konusu haline getirilmekte gecikmemiştir.

Örneğin Akbaba mizah dergisinde Nezihe Muhiddin’in, “Kadınlar Halk Fırkası Reisi” olarak karikatürü çizilmiş ve Kadınlar Halk Fırkası’nın Dokuz Umdesi [ilkesi] şöyle sıralanmıştır.

“Kadınlar Halk Fırkasının Dokuz Umdesi

1-Hâkimiyet bilakayd ü şart kadınlarındır.

2-Her zevç, zevcesine itaate mecburdur.

3-Bütün ev işleri erkeklere aittir.

4-Erkek, kadının müsaadesi olmadıkça harem dairesinden dışarı çıkamayacaktır.

5-Muaşakatın sürat ve emniyetini temin için her mahallede post ve senet gişeler açılacaktır.

6-Dulların istikbali temin edilecektir.

7-Ziynet eşyasının ithali serbesttir.

8-Taaddüt-i zevcat memnudur.

9-Her kadın, indellüzum, kırk yaşına gelen zevcini tekaüde sevke mezundur.”

Dergide yayınlanan küçük fıkralar arasında şu fıkra dikkat çeker:

Kadınlar Fırkasına Dair

İki Fırkacı [partici] hanım arasına

-Süheyla’yı Fırka’ya kabul etmemişler mi?

-Evet… Naciye Hanımefendi onun muhaliflerden bir genç ile seviştiğini söyledi, biz de müracaatı reddettik.”

1946 Seçimlerinden: Çok Partiye Geçişin Simgesi-Milli Kalkınma Partisi (Kuzu Partisi)

Milli Şef ve Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, 19 Mayıs 1945’te Gençlik ve Spor Bayramı vesilesiyle yaptığı konuşmada, Türkiye’de çok partili siyasal hayata geçileceğinin ilk işaretlerini şu cümleyle vermişti:

”Harp zamanlarının ihtiyatlı tedbirlere lüzum gösteren darlıkları kalktıkça, memleketin siyaset ve fikir hayatında demokrasi prensipleri daha geniş ölçüde hüküm sürecektir.”

Türkiye için yeni bir dönem başlamak üzeredir. Bu törendeki konuşmadan cesaret alan Nuri Demirağ, çok partili dönemin fiilen başlamasına neden olacak bir adım atacak ve bir siyasal parti kurulması için girişimlerde bulunacaktır.

Bu parti, tek partili dönemin sonu demek olan Milli Kalkınma Partisi’ydi.

1930 yılından beri Cumhuriyet Halk Partisi dışında ilk kez bir parti kuruluyor, Türkiye gerçek anlamda çok partili siyasal hayata geçiyordu.

Partinin kurulması için ilk hazırlanan ve 27 Temmuz 1945’te İstanbul Valiliği’ne verilen dilekçenin altında üç imza vardır: Nuri Demirağ, Hüseyin Avni Ulaş ve Cevat Rifat Atılhan.

Milli Kalkınma Partisi resmen 5 Eylül 1945’te faaliyetlerine başlamıştı. Nuri Demirağ aynı zamanda genel başkan olmuştu. Nuri Demirağ’ın, partiyi tanıtmak ve taraftar toplamak için bazı parti toplantılarını korularda, mesire yerlerinde halka açık kuzu ziyafeti vererek yapmasından dolayı Milli Kalkınma Partisi “Kuzu Partisi” olarak da adlandırılmıştı.

Siyasal hayatta pek varlık gösteremese de çok partili siyasal hayata geçişi simgeleyen parti olarak siyasal tarihimizdeki yerini aldı.

Nuri Demirağ’ın “Gökokulu adını verdiği ilk sivil uçuş okulunun ilkeleri partinin de ilkeleri olmuştur. Partinin afişi olarak da kullanılacak şekilde uçakların kanatlarına altı ilke yazılmıştı. (Bunun “altı ok”tan mülhem olduğuna kuşku yoktur.)

İşretten

-Oyundan (Kumar doğar)

-İffetsizlikten

-Eğrilikten

-Tembellikten,

-Zulümkarlıktan

SAKININIZ!

1946 Seçimlerinden: Bir Afiş, Bir Sürgün

Demokrat Parti (DP) 7 Ocak 1946’da Celal Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan ve Mehmet Fuat Köprülü tarafından kurulmuştur. Kurulduğu andan itibaren yoğun bir ilgi görmeye başladı.

Bu rağbet DP’yi olduğu kadar Cumhuriyet Halk Partisi’ni (CHP) de şaşırtmış, hatta telaşlandırmıştı. O telaşla erken seçim kararı alındı. 21 Temmuz 1946’da yapılması kararlaştırılan seçimlerle Türkiye, çok partili siyasal hayata geçiş için tarihi bir gün yaşayacaktı.

Cumhuriyet döneminde ilk kez bir genel seçimde partiler arası siyasi rekabet yaşanacak, birden fazla parti seçimlere katılacaktı. Seçim meydanlarında yaşanan siyasi rekabet, seçim afişlerine de yansımıştı.

DP, 1946 seçimlerinde hâlâ belleklerde olan çok çarpıcı bir afiş ve çok çarpıcı bir slogan kullanmıştı. Afiş, Selçuk Milar tarafından bir gecede çizilmiş, hızla çoğaltılmış, ülkenin dört bir yanına asılmış ve çok ilgi uyandırmıştı. Afişte dur işareti yapan bir “el” resmedilmişti. Ayrıca, “Yeter! Söz Milletindir!” yazısı dikkat çekiyordu. Bu afiş, DP’nin seçimlerde sempati kazanmasında önemli bir katkı yaptı. Türkiye’de çok partili siyasal hayata geçişi de simgeleyen bir afiş oldu.

Afişten CHP’liler de çok etkilenmişti. O kadar ki, Ankara’da Mili Eğitim Bakanlığı’na bağlı Teknik Öğretim Müsteşarlığı’nda çalışan afişin çizeri Selçuk Milar’ın 20 gün sonra Urfa’ya tayini çıktı. [Afişin sol köşesindeki Selçuk Milar imzasını görebiliriz.]

1950 ve 1954 Seçimlerinden: İlk Seçim Anketleri

1950-Vatan Anketi

Özellikle seçim dönemlerinde, seçim araştırması, anketleri, tahminleri, kamuoyu yoklamaları gibi adlarla araştırmalar yapılıyor. Anketlerin seçmen üzerinde etkisi olup olmadığı da tartışılmaya devam ediyor. Seçim tarihimizdeki ilk seçim anketi, 14 Mayıs 1950 öncesinde, Vatan gazetesi tarafından yapılmıştı.

Seçim öncesinde gazete ile 2 milyona yakın anket dağıtılmıştı. Okuyucuların anketleri doldurup gazeteye postalaması istenmişti. Sorular şunlardı:

“Seçimlerde rey kullanacak mısınız?”

“Oy sandığının namusuna bu defa saygı gösterilecek mi?”

“Oylarınızı hangi partiye vereceksiniz?”

“Mecliste müstakil milletvekili bulunmasını istiyor musunuz?”

“İkinci bir meclis kurulmasına lüzum var mı?”

“Mecliste hangi partiden kaç milletvekili görmek istersiniz?”

“Kimin başbakan olmasını istersiniz?”

“Cumhurbaşkanı halktan oy toplayarak seçilse, kime oy verirdiniz?”

Anket, 31 Mart’ta sona ermiş ve toplam 5 bin 386 yanıt gelmişti. Anketin, katılanlara, anketi doldurmak ve postalamak gibi bir yük getirdiği düşünüldüğünde bu rakamı hiç de küçümsememek gerekir. Ankette oldukça basit bir yöntem kullanılmıştı, buna rağmen seçim sonuçları konusunda geçerli olabilecek tahminler içermekteydi.

Cumhurbaşkanı kim olmalıdır sorusuna verilen cevaplarda %28,8 ile Celal Bayar birinci, %27,9 ile İsmet İnönü ikinci ve %1 ile Rauf Orbay üçüncü sıradaydı.

1954 Seçimlerinden: Seçimlerde Cezalandırılan İller“Kırşehir Faciası”

Türkiye tarihinde ilk kez bir il, 1954 yılındaki seçimlerde iktidar partisinin istemediği bir milletvekilini seçtiği için cezalandırılmıştır.

Adnan Menderes ile yola birlikte çıkan Osman Bölükbaşı, kısa süre sonra 1948’de yollarını ayırmıştı. Bölükbaşı Menderes’in olduğu kadar DP’lilerin de korkulu rüyasıydı. Menderes, bu baş edilmesi zor muhaliften kurtulmak istiyor, 1954 seçimleri öncesinde milletvekili seçilmemesi için gayret gösteriyordu.

Bölükbaşı liderliğindeki Cumhuriyetçi Millet Partisi, 2 Mayıs 1954’teki seçimlere 45 ilde katılmış, yalnızca bir ilden, Kırşehir’den beş milletvekili çıkarabilmişti. Bunlardan biri elbette Bölükbaşı’ydı. Bölükbaşı’nın yeniden milletvekili seçilmesinin Menderes’i çileden çıkardığı söylenir. Menderes hırsını Kırşehir’den almış ve bu ili ağır bir şekilde cezalandırmıştı. Gerçekten de Kırşehir’in muhalefete, hele de Bölükbaşı’nın partisine oy vermesine sinirlenen Adnan Menderes, Kırşehirlileri cezalandırmak için ili “ilçe” haline getirmişti.

Bölükbaşı, Kırşehir konusundaki düzenlemeyi “Kırşehir faciası” olarak nitelemişti. Menderes ise işi pişkinliğe vuruyor, Bölükbaşı’nın eleştirisine yanıt olarak “Kırşehir faciası diyorlar… Eğer memlekette ilçe kalmak facia ise, hemen söyleyelim ki, memleketimizde halen 500 ilçe vardır. Onlar da bu hale göre facia içindedirler” diyordu.

DP’nin ve Menderes’in hışmına uğrayan yalnızca Kırşehir değildi. Aynı seçimde CHP’ye oy veren Malatya da ikiye bölünerek Adıyaman ili oluşturulmuştu.

20 Temmuz’da ise “Kırşehir vilayetinin kaldırılmasına ve Nevşehir kazasında (Nevşehir) adıyla yeniden bir vilayet kurulmasına dair kanun” ile Nevşehir ilçesi de il yapıldı.

1957’de erken seçim gündeme gelince, DP siyasal bir manevra yaparak 12 Haziran 1957’de Kırşehir’i tekrar il haline getirmişti. Bölükbaşı, aynı yılın Ekim ayındaki seçimlerde yine Kırşehir milletvekili seçilerek Meclis’e girdi.

1957 Seçimlerinden: Bir Fincan Kahvenin Siyaseti

Türkiye’ye kahve 1550’li yıllarda gelmiş, geldiği gibi de yasaklanması ile ilgili fermanlar ortalıkta dolaşmaya başlamıştı. Sabahları içilen köpüklü bir kahve ile güne başlamak kısa sürede âdet halini aldı. Kahve hayatımıza girdikten sonra, kahve içmeden önce yenilen sabah yemeği anlamında kullanılan “kahve altı” ifadesi zamanla “kahvaltı” olarak dilimize yerleşti. 17. yüzyılda 4. Murad tütün ve içki gibi kahveyi de yasaklamıştı, ama sonuçta gizli gizli de olsa içilmeye devam etti.

Türkiye’de bir tiryakilik olarak kahvenin terk edilmesi ve yerini çayın alması oldukça yakın tarihtedir. O kadar ki bir sıcak içecek olarak çay alışkanlığının yaygınlaşması 1955 yılına rastlar. 1955’de başlayan ekonomik kriz birçok malın piyasadan çekilmesine neden olmuş, dışarıdan kahve ithali de kısıtlanmıştı. Kahve yoklar arasına karışınca 8 Nisan 1955’te İstanbul’da hane başına 100 gram kahve dağıtımına başlandı. Kahve alanlar, muhtarların hazırladığı listeleri imzalamaya başladılar.

Ekonomik kriz nedeniyle yok olan mallar ve özellikle kahve, 1957 seçim afişlerinde CHP’nin DP’yi eleştirdiği başlıca konu haline geldi. Genel ekonomik krizin parçası olarak, eski tiryakilik kahvenin yokluğunun, DP’nin oy oranının düşmesine ciddi bir katkı yaptığına kuşku yoktur.

1957 Seçimlerinden: Hürriyet Partisi, 6-7 Eylül Olayları ve İnsan Hakları

1955’den itibaren ekonomik krizle baş edemeyen DP otoriterleşme eğilimleri göstermeye başlamıştı. Bardağı taşıran son damla basına yönelik baskının simgesi haline gelen “ispat hakkı” konusuydu. Demokrasi idealinden uzaklaşıldığını düşünerek DP’den ayrılan 19’u milletvekili toplam 28 kişi, 20 Aralık 1955’te Hürriyet Partisi’ni kurdular.

Başını Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu ve Fethi Çelikbaş’ın çektiği, genel başkanlığını Ekrem Hayri Üstündağ ve Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu’nun yaptığı partinin üyeleri arasında Turan Güneş, Ekrem Alican, İbrahim Öktem ve Fuat Köprülü de vardı.

Parti, seçimlerde diğer partiler gibi ekonomik krizi öne çıkardı. DP’nin ekonomik alandaki başarısızlığını işleyen afişler arasında:

“Kuyruk yokluk eşittir DP”

“1950’de altın 40 lira, buğday 26 kuruş”, “1957’de altın 140 lira, buğday 40 kuruş”

“Öküzü 3 liraya nallıyordun, şimdi 15 liraya nallıyorsun”

1957 seçimlerinde Hürriyet Partisi’nin afişlerde işlediği bir başka ilginç konu insan haklarıydı. Partinin kuruluşuna giden süreçte yaşanan 6-7 Eylül Olayları Hürriyet Partisi’ni de derinden etkilemişti. Türkiye tarihinde ilk kez “insan hakları” kavramı seçim afişlerine: “6-7 Eylüle Karşı İnsan Hakları” şeklinde yazılmıştı.

Parti 1957 seçimlerinde yüzde 3,8 oranında oy alacak ve yalnızca Burdur’dan dört milletvekili çıkaracaktı.

Hürriyet Partisi 24 Kasım 1958’de kendisini feshetti, üyelerinin çoğu CHP’ye geçti.

1961 Seçimlerinden: İdamlar ve DP’nin Devamı Partiler ve Bir Irmak Hikâyesi

27 Mayıs darbesinin ardından DP kapatılmıştı. Yeni bir anayasa yapılmış, halkoyuna sunulmuş ve kabul edilmişti. Ardından idamlar geldi. Önce 16 Eylül’de Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu, ertesi gün ise Adnan Menderes idam edildi. Seçimler idamların gölgesinde yapıldı.

1961 seçimlerinde Türkiye’nin son 15 yılına damgasını vurmuş olan DP’nin devamı olarak iki parti ortaya çıkmıştı. Bunlardan biri Yeni Türkiye Partisi’ydi. İkinci kurulan parti, kapatılan DP’nin mirasçısı olduğunu ima ediyordu. Bu partinin genel başkanlığına emekli bir general olan Ragıp Gümüşpala seçilmişti. Partinin amblemi açık bir kitabın içinden doğan güneş olarak çizilmişti. Bu parti Adalet Partisi’ydi. Daha sonra amblemi kır at, genel başkanı ise Süleyman Demirel olacaktı.

Bu arada Adnan Menderes’in idamı muhalifleri tarafından bile genelde üzüntü ile karşılanmıştı. İdamların infazı sonrasında, adeta Menderes isminin bile yasak olduğu bu dönemde, Menderes ile ilgili 45’lik plaklar yapılmıştı.

Menderes’e olan sevginin dile getirildiği bu şarkılarda, kanuni takibattan kurtulmak için, şarkı sözleri Adnan Menderes’i değil de sanki bir ırmağı, Menderes Irmağı’nı anlatıyormuşçasına yazılmıştı.

1965 Seçimlerinden:-Güzellik Kraliçeleri ve Seçimler

Türkiye’de “milli bakiye-ulusal artık” adı verilen seçim yöntemi ilk ve son kez 1965 seçimlerinde uygulanmıştı. Bu yöntem küçük partilerin parlamentoda temsiline imkân veren bir sistemdi. Dolayısıyla bir partinin parlamentoda iktidar olma olasılığı oldukça düşüktü. Bir partinin tek başına hükümeti kurma olasılığının düşük olması siyasal rekabeti daha da kızıştırıyordu. 1965 seçimlerine altı parti katılmıştı.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı İsmet İnönü

Adalet Partisi Genel Başkanı Süleyman Demirel

Yeni Türkiye Partisi Genel Başkanı Ekrem Alican

Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Mehmet Ali Aybar

Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi Genel Başkanı Alparslan Türkeş

Millet Partisi Genel Başkanı Osman Bölükbaşı

Dönemin mizah dergisinde parti liderleri güzellik yarışmasına katılan genç kızlar olarak çizilmişti. Güzellik yarışmasından olmasa bile, seçimlerden birinci parti olarak Adalet Partisi Genel Başkanı Süleyman Demirel çıkmıştı.

1969 Seçimlerinden: Milletin Ana Rahmine Uzanan Eller

Türkiye’de, Cumhuriyet’in ilk yıllarından 1960’lı yılların başına kadar nüfus artışı hep desteklenmiştir. Ancak nüfus artışının yarattığı sorunlar ortaya çıkmaya başlayınca bu kez ‘aile planlaması’, ‘nüfus planlaması’ programları başlatıldı. Bu programlar, seçimlerde politikacıların malzemesi haline gelmekte gecikmedi.

Örneğin Milli Selamet Partisi’nin 1973 yılındaki seçim programında konuyla ilgili bölümde şu ifade kullanılmıştı: ‘Aile planlaması ve nüfus planlaması: Türk neslini azaltmak, milletimizi küçük bir azınlık haline sokmak gayesini güden, milli menfaatlerimizi ve bekamızı baltalayan bu hareketin şiddetle karşısındayız.’

Daha önce, 1969 seçimleri sırasında başka partiler de bu konuyu işlemişti. MHP Çankırı milletvekili adayının 5 Ekim 1969’da yaptığı seçim konuşmasında, nüfus planlaması konusunda şu ilginç bölüm yer alıyordu.

“Türk milletinin ileride yapacağı büyük kavgada güçlü olabilmesi için nüfusunun en az yüz milyon olması icap eder. Gelmiş geçmiş iktidarlar tarafından kabul edilen doğum kontrolü Türk milletinin temeline konmuş bir Yahudi dinamitidir. Dünyada Türkiyemizden başka hiçbir yerde doğum kontrolü yoktur. Komünist memleketlerde bile. Her yıl yabancıların bize bu iş için 60 milyon (lira) yardım etmesi düşündürücüdür. Bu gelen paralarla Türk anasının ana rahmi tahrip olmakta, doğan çocuklar ya cılız ya da hastalıklı, sakat olmaktadır. Onun için biz diyoruz ki Türk milletinin ana rahmine uzanan eller Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) tarafından kırılacak, maddeten ve manen kalkınmış, sanayileşmiş yüz milyonluk büyük Türkiye kurulacaktır. Yaşasın yüz milyonluk imanlı Türkiye.”

1969 Seçimlerinden: Müstakiller Hareketi, Erbakan ve Milli Nizam Partisi

Türkiye’de dinci sağ 1946 sonrasında partileşmek istemişti. İslam Koruma Partisi (1946), İslam Demokrat Partisi (1951) gibi adlarla partiler kurulmuş ama kısa sürede kapatılmışlardı. Dinci sağ, asıl olarak, 1969 seçimleri sırasında “Müstakiller Hareketi” adıyla gündeme geldi.

Seçim sonrasında ise Milli Nizam Partisi adıyla Necmettin Erbakan’ın liderliğinde örgütlendi. Oysa Erbakan, başlangıçta Adalet Partisi (AP) içinde politika yapmak istemişti.

1969’un ortalarına doğru, Türkiye seçim havasına girmişti. Erbakan da 10 Ağustos’ta AP’ye başvurarak 817 sıra numarasıyla Konya’dan önseçim adayı olarak kaydını yaptırdı.

Erbakan, AP aday adayı iken Konya’ya gelişinde büyük bir kalabalık tarafından karşılandı. Kendisi’ne neden Konya’dan aday olduğu sorulduğunda “Konya, Anadolu’nun tam ortasında asırlarca Türk ve Müslüman devletlerin merkezi olmuştur.” demişti. Tam o sıralarda AP’nin kendisini “veto” edeceği haberlerinin anımsatılması üzerine “Veto konusunun keyfi bir şekilde kullanılacağını hatırımdan bile geçirmiyorum… Başbakan Süleyman Demirel ile vaktiyle çok çalışmıştık. Birlikte politikada da çalışabiliriz. Kendisi sınıf arkadaşımdır.” demişti.

Ancak AP Genel İdare Kurulu’nun 18 Ağustos’taki toplantısından farklı bir karar çıktı. Erbakan dâhil 12 “aşırı sağcı” adayın başvurularının reddedilmesi kararlaştırılmıştı.

Bu karar, başta Konya olmak üzere bazı illerdeki AP teşkilatlarında tepki ile karşılandı. Erbakan, ret kararından sonra Konya’da yaptığı konuşmada, komünizmden daha zararlı olarak nitelediği mason localarının AP’yi elinde tuttuğunu, Konyalı partililerin de farkında olmadan bu amaca hizmet ettiğini belirtmiş ve “hak yolunda mücadelemiz, masonlara ve komünistlere karşı devam edecektir. Kimseye güvenmiyor, yalnız Allah’a dayanıyoruz.” demişti.

Seçim öncesinde, AP’nin “aşırı sağcı” adayları reddetmesi, bir “müstakiller/bağımsızlar hareketi”nin doğmasına yol açtı. Bu gruba, “Necmettin Erbakan Grubu” da denmekteydi.

Erbakan, AP’den ret yanıtını ve Konya’dan ise beklediği desteği alınca 5 Eylül’de Konya’dan müstakil (bağımsız) olarak adaylığını koydu. Ertesi gün, 6 Eylül’de verdiği ilk demeç “Anayasa’nın 163. maddesini değiştireceğiz.” oldu.

Erbakan, 8 Ekim’de, hayli kalabalık olan ve “İmanlı Büyük Türkiye Mitingi” adını taşıyan Konya mitinginde yine “komünistlere” ve “masonlara” çatmıştı. Konuşmasına “Memurun masasına, solcuların kafasına, masonların locasına; Hak Yol İslam yazacağız.” sözleriyle başlamıştı. Bu sözler daha sonra kurulacak olan Milli Nizam Partisi marşında da yer alacaktı.

Bağımsızlar, 1969 seçimlerinde 13 sandalye kazandılar. Laiklik karşıtı söylemi ve hareketleriyle radikal İslamcı bir karakteri olan bu hareket seçim sonrasında, 26 Ocak 1971’de, Milli Nizam Partisi olarak örgütlendi. Ancak, 12 Mart sonrasında, laiklik karşıtı eylemleri nedeniyle, 20 Mayıs 1971’de Anayasa Mahkemesi’nce kapatıldı. Yerine 11 Ekim 1972’de Milli Selamet Partisi kuruldu.

1973 Seçimlerinden: Anayasanın Takvim Hatası

12 Mart askeri müdahalesi sonrasında, ilk seçimler yaklaşırken, seçimlerin yapılacağı tarih konusunda ciddi bir sorun ortaya çıktı. 1973 yılında yapılacak genel seçimlerin tarihiyle ilgili bir takvim hesabı hatası yapılmıştı. Üstelik bu hata, bir Anayasa hükmü halindeydi.

12 Mart askeri müdahalesi ardından Anayasa’da yapılan değişikliklerden biri geçici 12. maddenin eklenmesiydi. 20 Eylül 1971 tarih ve 1488 sayılı kanunla eklenen maddede aynen şöyle yazmaktaydı:

“Geçici Madde 12- Cumhuriyet Senatosu üyelerinden üçte birinin yenilenmesi ve Cumhuriyet Senatosu ile Millet Meclisi’nde boş bulunan üyelikler için 10 Ekim 1971 gününde yapılacak seçimler, 12 Ekim 1973’te yapılması gereken milletvekilleri genel seçimiyle birlikte yapılmak üzere, ertelenmiştir…”

Madde açıktı. Maddeye göre 12 Mart koşulları nedeniyle 10 Ekim 1971 tarihinde yapılması gereken Cumhuriyet Senatosu üçte bir yenileme seçimleri ve milletvekilliği ara seçimleri ertelenmişti. Ertelenen bu seçimlerin 12 Ekim 1973’te milletvekilleri genel seçimleriyle birlikte yapılması, Anayasa’ya eklenen geçici 12. maddeyle bir hüküm haline getirilmişti.

Seçim tarihi yaklaşırken ortada ciddi bir sorun olduğu anlaşıldı. Zira Anayasa değişikliği yapanların ve maddeyi yazanların takvime bakmadıkları ortaya çıkmıştı. Çünkü Anayasa’da seçimlerin yapılması için öngörülen tarih olan 12 Ekim, ‘pazar’ gününe değil, ‘cuma’ gününe denk düşüyordu. Oysa Seçim Kanunu gereği, seçimlerin ekim ayının ikinci pazar gününde, yani 14 Ekim’de yapılması gerekiyordu. Anayasa’da yer aldığı için, seçim tarihini değiştirmek sorun oldu. Anayasa değişikliği için yeterli zaman yoktu.

Sonunda devreye Yüksek Seçim Kurulu (YSK) girdi. YSK’nin 10 Mart 1973 tarih ve 24 sayılı düzeltme kararı gazetelerde yayımlandı. Karara göre seçim tarihinin belirlenmesinde ‘maddi bir hata’ olduğu kabul edilmiş ve seçimlerin 12 Ekim Cuma günü değil, 14 Ekim 1973 Pazar günü yapılması gerektiği belirtilmişti. Sorun böylece çözülmüştü.

1977 Seçimlerinden: Birinci ve İkinci Milliyetçi Cephe Hükümetleri

Türkiye’de ilk sağ koalisyon, kamuoyunun verdiği “Birinci Milliyetçi Cephe” ya da kısaca “1. MC” adıyla 1975 yılında kuruldu. 1. MC, Demirel’in başbakanlığında dört sağ partinin katıldığı bir hükümetti.

Koalisyona Demirel liderliğindeki Adalet Partisi dışında Turhan Feyzioğlu liderliğindeki Cumhuriyetçi Güven Partisi, Alparslan Türkeş liderliğindeki Milliyetçi Hareket Partisi ve Necmettin Erbakan liderliğindeki Milli Selamet Partisi ortaktı.

Birinci Milliyetçi Cephe döneminde şiddet ve yolsuzluk artmıştı. Dönemin önemli mizah dergisi Fırt‘ın kapağında Birinci MC Hükümeti’nin yarattığı bu durum eleştiriliyordu. TRT’de yayınlanan pratik bir çamaşır makinesinin reklâmı vesile edilerek, seçim öncesinde koalisyonun yarattığı pisliklerin temizlenmesine dikkat çekiliyordu.

1977 seçimlerinden sonra hiçbir parti tek başına hükümeti kurabilecek durumda değildi. Ecevit bir azınlık hükümeti denemiş ama güvenoyu alamamıştı. Nihayet İkinci Milliyetçi Cephe Hükümeti’nin kurulması gündeme geldi.

Ancak Milliyetçi Cephe Hükümeti’nin ortakları seçim döneminde birbirlerine yüklenmiş, seçim kampanyası boyunca birbirlerini ağır bir şekilde eleştirmişlerdi. Şimdi birbirleri hakkında söylediklerini yutmak zamanıydı. Seçim meydanlarında söyledikleri sözler nedeniyle birbirlerinden özür diliyorlardı.

Sonunda yeni bir sağ koalisyon kurulması için girişimler başlamıştı. Siyasi tarihimize İkinci Milliyetçi Cephe olarak geçen hükümet görüşmeleri adeta bir pop star yarışması havasında çizilmişti… Aslında “Pop Star” yarışmalarının mucidi Türkiye’ydi, ama siyasette…

1986 Ara Seçimlerinden: Davulu Delen Jaguar Partisi

1983’te darbecilerin yarattığı icazetli yapay siyasal hayat çoktan bozulmuştu. 1983’te parlamentoya giren 3 partiden 2’si, Milliyetçi Demokrasi Partisi ve Halkçı Parti birkaç yıl içinde siyasal hayattan silindiler.

O sıralarda, darbe sonrası yapılan ilk ara seçimlerde kurulan bir parti akıllarda kaldı. 1986 Eylül ayında Meclis’te boşalan 11 milletvekilliği için yapılmakta olan ara seçimlerde ismiyle de amblemiyle de ilginç bir parti TRT’de seçim konuşması hakkını kullanıyordu. Bu, Büyük Anadolu Partisi’ydi. Kısaltması BANAP’tı. O dönemde iktidarda olan ANAP’a isim olarak çok benziyordu.

BANAP Demirel’in yakın arkadaşlarından Tayyar Şafak tarafından, seçim yasasındaki boşluktan yararlanarak, yasal sürenin bitimine birkaç saat kala kurulmuştu. Bu sayede TV’de propaganda yapma hakkını elde etti. Kuruluş amacı ANAP’a karşı siyaset yapmak ve kafaları karıştırmaktı. Kısaltması da seçmenin dikkatini çekmek ve şaşırtmak için BANAP olarak belirlenmişti. Ancak ANAP itiraz edince BANAP kısaltması, BAP olarak değişti.

Ancak partinin amblemi, kısaltmasından daha ilginçti: “Davulu delen jaguar”.

Parti, Özal’ı eleştirmek için kurulmuştu. Amblemi nedeniyle “Davulu Delen Jaguar Partisi” olarak da biliniyordu. Amblemindeki davul, Özal’ın kızı Zeynep Özal’ın eşi Asım Ekren’in baterist olmasından kaynaklanıyordu. Amblemdeki jaguar ise, dönemin ithalatçılarından Zeki Berberoğlu’nun Zeynep-Asım çiftine hediye ettiği ortaya çıkarılan pahalı arabanın markasıydı.

Büyük Anadolu Partisi, ya da kamuoyundaki adıyla davulu delen jaguar partisi TRT’deki propaganda konuşmalarında Özal’ı sert bir şekilde eleştiriyor, kendisine değil de Demirel’in DYP’sine oy istiyordu.

İlginçtir seçimler sonucunda yüzde 2’ye yakın oy aldı.

1991 Seçimlerinden: “Aboneyim abone…”

Siyasal hayatımızın en kıdemli lideri hiç kuşku yok ki Süleyman Demirel’dir. Aynı zamanda mizaha en çok malzeme olmuş lider de yine Demirel’dir. Kendi deyişiyle ” Altı defa gitmiş, yedi defa gelmişti.”

Demirel ilk kez Adalet Partisi genel başkanı olarak 1965 seçimlerinden sonra başbakan oldu. Bu ilk gelişi, yani başbakan oluşuydu. Yedinci defa gelişi, yani başbakan oluşu ise 1991 yılındaydı.

Demirel 12 Eylül 1980’de Adalet Partisi genel başkanı olarak başbakanlıktan uzaklaştırılmıştı. Yaklaşık bir yıl sonra bütün partilerle birlikte Adalet Partisi de kapatıldı. İki kez zorunlu ikamete, sürgüne gönderildi. 1986’da siyasi yasakların kalkması için yapılan referandumdan “evet” oyları kıl payı ile de olsa fazla çıkınca tekrar aktif siyasete döndü.

1991 seçimlerinden Demirel’in lideri olduğu Doğruyol Partisi birinci parti olarak çıkmıştı. Ancak Meclis içinde tek başına iktidarı kurabilecek çoğunluğa sahip değildi.

Demirel, Erdal İnönü liderliğindeki Sosyaldemokrat Halkçı Parti ile kurulan koalisyon hükümetinde başbakan oldu.

Demirel kendi deyişiyle “altı defa gitmiş yedi defa gelmişti.”  Üstelik bu hesaba daha sonra seçileceği cumhurbaşkanlığı dâhil değildi. Onun 7. başbakanlığı dönemin en popüler şarkısı Yonca Evcimik’in seslendirdiği “aboneyim abone” şarkısı ile çizilmişti.

Yazı : MEHMET Ö. ALKAN

 

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*