ŞEHİR VE GİTMEK

in YUSUF KARUÇ

Yazın son günleri, ıslak bir rüzgar şehir ışıklarının parıldadığı karanlık denizin üzerinde dalgalanıyor. Gökyüzünde yanıp sönen yıldırım uğultuları, denize vuran yağmur damlalarının sesleri, dudaklarımda eski bir şarkının ıslığına düşüyor. Burayı seviyorum. Şehir burada, Her birinden başka bir görüntünün yansıdığı, geçmişin ve geleceğin şimdiye, şimdininse sonsuz bir zamana karıştığı kırılıp, dağılmış büyülü bir aynanın parçaları gibi duruyor.
“Gidiyorum ve seni bu şehire emanet ediyorum” demişti. Düş güzeli beyaz bir kız, sesinin yankısı şimdi sesimde tekrarlanıyor. Eski bir filmdi hatırladığım. Eşinden ayrılmak üzere olan Fransız bir yüzme hocasıyla İngiltere’de yaşayan sevdiği kıza ulaşabilmek için Manş denizini yüzerek geçmek isteyen Iraklı bir mültecinin hikayesini anlatıyordu. Bir sahnesinde, sevdiği ve ayrılmak üzere olduğu kadına doğru bir kaç adım atıp ona söylemek istediklerini söyleyemeyen, onun yanına gidemeyen bir adamın çaresiz gözleriyle, sevdiği kızın yanına gidebilmek için Manş denizini yüzmesi gerektiğini söyleyen genç bir çocuğun hayallerle dolu sesi birbirine karışıyordu. Bu sahneyi hiç unutmadım. Yetişmenin ve bir ömür gecikmenin zamanlarını yaşadım. Hayatın içinde o denizi geçmem gerek diyen o çocuğun sesinide bir kaç adım atıp gidemeyen o adamın gözlerinide taşıdım. Yağmur yağıyor, yazın son günleri bunlar, ” Gidiyorum ve seni bu şehire emanet ediyorum” demişti. Islak bir rüzgar şehir ışıklarının parıldadığı karanlık denizin üzerinde dalgalanıyor. Kırılmış bir aynanın parçaları gibi şehir. Ve hep geldiği bir ağustos gecesini hatırlayarak, Onu özlüyorum…

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*